27 Aralık 2012 Perşembe

Esen kırık bır rüzgarda bazı dostlukların kırıntıları kar taneleri gibi savruluyor...


Kaldırımlar gecenin soğuğundaki kar taneleri gibi düşünceleri birbirine çarpmadan taşıyor, esen kırık bır rüzgarda bazı dostlukların kırıntıları kar taneleri gibi savruluyor...

Kulakların patlar bazı gecelerin sessizliğinden... Uzanırsın bazı geceler dolu geçen karanlık anlara, koparsın sigaranın ucundan boşluğa kaybolan küller gibi.. Bazenler garip… Tutunduğun bazı şeyler dökülüyor yaprak gibi.. Bir ağacın yaprakları gibi, sonbahar gibi geçiyor; soğuk, düşünceli zaman devam ediyor akışına...

Bazı şeyler, ne yaparsan yap acı tatlar bırakıp gidiyor, yüzüne çarpıp geçen rüzgarlar gibi.. Bazen çalan şarkının yanında, çektiğin dumanın yanında biriken cümleler çöpe atılmışlığını yaşıyor omuzlarında.. Seni sarıp kurtaracak tüm anlar sadece bitip tükeniyor bazen. Zayıf ama kalbi güçlü bedenlere uğrayan sert anlar, uğruyor geçmeyecek gibi.. Esen bir rüzgarla yolcu etmeyi bekler gibi; bekliyorsun… Geçen sadece zaman oluyor...

Her adımda kardan geriye ufak adımlar kalır; hayatın izleri, yaşamın.. Hepsinin de üzerine yenileri dolar, farklı hayatlar.. Erirler onlarda, kendi yoluna giderler; diğerleri gibi.. Kardan adamlarda erir ya hani insandan adamlar da öyle; karsında öylece erirler, önce ruhları düşer senden, sonra bedenleri... Hatırlarından son kullanma tarihi vardır diye duyardım; onlarda kokuşup, büzüşüp bir kenara atılırlar mı diye düşündüğüm olurdu; o da olurmuş bazen, inanmazdım yine de inanmam.. Arada bir insanların içine öküz de otururmuş ya.. neyse. Geri kalan saf her şeye, her kese ne güzel; iyi ki var onlar..





Zamanın eli değer insanlara; hiç beklemediğin anda, çoktan değişir bir çok şey.. Hatalarına saniyeler biçersin; geri alamazsın, kalanlar birkaç fotoğraf olur; geçirdiğin anlarda, dokunurken hissettiklerin kalır; gözlerinde gördüğün sözcükler kalır zamanın hatıra defterinde... 






Başka yerlerde başka zamanlarda, farklı tenlerde başka şanslar olur.. Bazen yanından geçen yüzlerde benzer kokuları duyarsın, kafanı çevirip baktığın anlar olur.. Bazen yalnız kaldığın yer, beraber geçirdiğin bir ağacın altı olur, bazen bir bank, bazense koca bir mevsim olur; hatırladığın kısa anlar.. Zamanın hatıra defterinde havada asılı kalan kelimeler olur, bazen duymadığın kelimeler bile öylece asılı kalır, gözlerini kapadığında bazen onu da hissedersin...

Kaldırımlar böyle durumlarda gecenin soğuğundaki düşüncelerini taşıyor, kar taneleri düşünceleri temsil ediyor; soğuk bir esintiyle gelen düşünceler bir yanından esip, zamanın rüzgarına karışıyor, teslim oluş.. Sonra, aklına aldıkların sigaranın ucundan boşluğa kaybolan küller gibi geçiyor, bazıları kar taneleri gibi omzuna dokunup eriyor aklından, bazıları acıtıyor..  Omuzlarında biriken kar geçen zamanı anlatıyor, üşüyen bedenin yalnızlığını ele veriyor; kırgınlıkların, kızgınlıkların yüzüne yansıyor. Düşüncelerin soğuktan sıkıca kapanan çenenin içinde, gecenin kaldırımlarında, sokak lambalarının altında gömülüyor….





Birkaç saniye kendini kaybettiği anlar oldu, tek bir gözyaşı senin dünyandan dudaklarına doğru kayar ya hani öyle anlar.. Nedenini kendine de soramadı. Yatak odasının sıcaklığında, içinde bir soğukluk var, akan tek bir damla gözyaşı soğuğu hissettirmeye yetiyor. İçi ürperiyor önce, irkilir gibi oluyor kalkıyor yavaşça.. Pencere  buğulanmış, siliyor tişörtünün koluna.. Dışarıda soğuk kıştan kalma bir hava.. Pencerenin kenarına dayanıyor omzuyla, sigaranın ateşi aydınlatıyor odayı, buğulanan cama yansıyan bulanık bedenini görüyor; sanki hayatını yansıtıyor, belirsizliği...

19 Aralık 2012 Çarşamba

‘’Hayat hep böyle zor mudur, yoksa sadece çocuk olduğunda mı böyle gelir’’

Yükseklerde durmak ister insan yapısı böyle sanırım. Aynı gökyüzüne baktığımızı fark ettiğimiz kısa anlar oluyor, bir çok şeyi de beraberinde fark etmemizi sağlıyor. Gökyüzü parçalandığında, düşeriz ve o zaman beraber yüzleşmemiz gerekir çünkü bizler ufak parçalarız; büyük resmin küçük parçalanmışlıklarını onarmak o kadar da zor değildir hani, bazen dünyanın en büyük çıkmazıyla uğraşıyormuşçasına zamanı tüketiriz. Hiçlik uğruna ölen saniyeler.

Neden uyumuyorum bilmiyorum geceler uyumak için çok sessiz, o zaman uyuyamıyorum işte. Herkes aynı gökyüzüne bakıyor ama gecenin gökyüzünde çok kalabalık değiliz. Geceler böyle, gökyüzünde sadece görmek istediklerin var, sadece benim dokunduğum yıldızlar var hepsine ben dokunuyorum düşüncelerimi serbest bırakıp hikayemi serbest bırakıyorum.

Herkeste bir şey var, farklılık yaratıp hayata bağlayacağı bir çok şey, bazen onu  yanlış yerlere bağlarız. Bir gökyüzün var nefes aldığın, yanlış yerde bulunursun bazen, istemeden kaçarsın devam etmekten korkarsın; niçin, neden devam edeyim sorularını sorarsın. Bazen sende utanırsın sonuçları sana bir şey kaybettirmese de korkarsın. Düşüncelerini serbest bırakamadın bazı anlar, bir yudum kelimeyi yutkunamadın bazen. Paylaşmayı denedin, kendini özledin yinede. Kuru bir dala tutundun çevrendeki onca insana rağmen, kaderin yazdığı hikayeyi düşündün kendi kaderini yaşamaktan korktun bazı anlar, cesaretini içinde sakladın, hikayeni yazmaya korktun. Anlaşılmayı bekledin, değer mi diye sende düşündün.

‘’Hayat hep böyle zor mudur, yoksa sadece çocuk olduğunda mı böyle gelir’’ diye düşündün. Hayat her an her saniye  zor, bir saniye sonra karşına ne çıkabileceğini hayal bile edemiyorsun. Aynı gökyüzündeyiz ve parçalandığında yine sadece yanında olan birkaç dost oluyor, varlığını hissedebiliyorsan eğer.

Düşündüğün şeyler hep uzakta mı olur. İnsan yanında ki birini özlerse bu özlem midir. Uzaklara dokunmak hep mi zordur, aynı gökyüzüne bakıyor olsak yine de mutlu olamaz mıyız. Daha iyi hissetmek için ne gerekir. Sadece uzaktayken mi yeterince yakın hissederiz, bazen bu değişir mi. Uzak olduğunda daha çok mı çok hissedersin onu, yoksa sana bunu hissettiren umutlarının avuntusu mudur; bir o kadar dalgın bir o kadar düşünceli hayat…

Sanırım ne ölmek nefessiz kalmaktı, ne de yaşamak nefes almak. Yaşamak, gülmeyi hak eden birileri için kendini harcamaktı. Kapanan kapılara karşı beraber durmaktı.. Yaşamak korkuları olduğunda üzüntülerini çalmaktı. Geçen kısa anların, o artık eski olan zamanların yolcuları, resimlerle geçiyor zihninden,  gözyaşları doldurmuş giderken boşluğu birkaç güzel sonlu masal diliyorsun..


13 Aralık 2012 Perşembe

Bazı şeyler hep ruhun derinliklerinde saklı kalır, sanki bir işaret beklerler


İnsanların uyumayı tam da düşündüğü bir an varsa; suratına tokat gibi çarpacağı bir an oluyor, tabi onu bekliyorsan eğer, sanki bir fırsat gibi. İnsanlar sürekli senin yaptıklarını eleştirecekledirler. Kendi fikirlerine sahip çıkmak için bişey yapmana gerek de yok, içinden gelenler en temiz halleriyle zaten kendilerini ifade ederler..

Bir an düşüneceksin etkisinde olduğun bir şey mi var diye, sadece kendini dinlerken bulacaksın bu duyguyu. Hissedersen eğer tutacaksın yakasından, hayattın bir ucundan ve tam da kızarttığın ekmeğin istediğin gibi olması gibi. Rahatsın, kafan raksta diye bir düşün. Sonra kendini bırak öylece, şarkını aç dinle, sadece onu dinle neler söylediğini hissedeceksin.

Bazı şeyler hep ruhun derinliklerinde saklı kalır, sanki bir işaret beklerler. Ve ruhuna hizmeti bekleyen bedenin  bir yol gösterir, anlamazsın bile hiç bir şeyi..

Düşünceleri okumak, bedenleri dinleyip ruhun gerçek duygusunu yakalamak sanki uykusundaymış gibi kolay.. Kısa olan her şey değerlidir, çabuk biter.. Hatırlanır. Bazen kaçan uykularını özlersin  ve bazen sadece uykunda dinlediğin bir parçanın romanını.. Sanki bir şeyler sana sesleniyor gibi , farklı ve keyifli.

Bazen yaşamın tadını aldığın gerçekten kısa bir an oluyor. O anları kalbininiz ruhunuza en yakın olduğu yere gömün bedenle ruhun dans ettiği noktaya.

Sonra bırakın hayatın en soslu bir kaç saniyesi sizi raksa bağlasın...

26 Kasım 2012 Pazartesi

Bir gün hayatı ararsan eğer bak ‘ruhuna’….


Yaşamış bir bedenin ağzından dökülen kelimeler, hiç bir kitapta olmadığı kadar sağlam bir etki yapar. Çünkü hayat okuduğun kitaplardan çok daha ötedir, nedeni bundan. Eğer kırılmış bir beden varsa, o kişi güçlüdür; zayıf bir bedenin, yaşayan bir bedene etkisidir kırılmışlık. Ama sonra daha güçlü görüyorum ‘onu’. Zihni yüklü, biraz zor olsa da ‘o’ güçlü. O duygularını dizginler önce, sonra kelimelerini baharda bir yağmur gibi savurur; öyle bir yazar ki içini titretir. Rüzgar misali dokunur, eser sana…

Sonra sana kendinden bir şeyler anlatır, arada bir kendinden bir şeyler de yakalarsın onda. Gecene gündüz olan, dokunan kelimeleriyle daha sen nefesini hissetmeden yanındadır zaten. Eğer hayat seni kırarsa bir daha,  ‘umarım’ sen hayatı affedersin ha. Hayatın kırdıklarına karşı sağlam bir kalem kalmışsa, ne şanslı hayata; hayatın kaybetmeye çalıştıklarının arasından çıkan bir ‘o’ var. Her güneş doğduğunda o hayata ve insanlara dokunuyor yeniden, hayata kıyak geçiyor.

Bazı zamanlar, bazı yerler yanlış kullanılır; ‘etki’ anları diyorum ben... Böyle anlarda yanımızda tek bir nefes yetiyor, iyi hissetmek için al sana tek bir neden. Bazen cehennemden elini tutmak için bile her şeyden vazgeçtiğin bile olur, ne olursa verirsin ama vazgeçmezsin. Kalmasını istersin, çünkü ihtiyacın vardır.. Bazı geceler nasıl uyuyabilirsin ki, bazı şeyler açıkça yanlışken bir de..  ‘o’ anı dökerken kağıda gelip dokunuyor sana sayfaların içinden..

……. sonra bir sen tanıdım, ve daha taze. Hiç dokunmadım ama sarılmış kadar oldum dostça. Hiç bir araya gelmedik, ama kısa bir an çok şey paylaştık aslında. Düşünen, duygu ve güç yüklü bir beden dokunarak yazıyor... Kısık bir ışıkta kaldığım bir zamanda, ışık tuttu; yaz diye. Yazmak için tam aradığım şeyi beklenmedik bir zaman da ‘umudun’ kucağında buluyorum garip. Umut kötüdür bu arada...


+Ya isteyip elde edeceksin ya da kaybedeceksin; ‘umuda’ kalma dilerim. Yoksa zaman, elde edebileceğin şeyleri de çalabiliyor. 
- Belki de umut sadece tamamen güçsüz hissettiğimiz anlar içindir ha, hayatı öylece kabulleniş. Onun dışında dediğimiz gibi ya elde edersin ya da kaybeder
+ O kadar güçsüz de olamamalı insan ama…
          -  ‘Umarım’ hiç o kadar karamsar olmayız.
+ ‘Umdun’ …
          -  Fark ettim. Yerine kelime bulamadım.

Eğer seni kırarsa hayat, darıl ona çünkü sen hayatın çölünde bir yağmursun.. Ama bir gün yine birine ihtiyacın olursa, git dokun ona. Güneş ol hayata, bir gün hayatı ararsan eğer bak ‘ruhuna’….


23 Kasım 2012 Cuma

Bir yürüyüse çikarim.. ve evet başımı döndüren buruk düsünceler!...


Yine sadece kendime kalırım; bilmiyorum, bir an sanki sonsuzluk gibi geliyor birşeyler. Bir anın hiç bitmemesi gerekiyor bazen ha, ‘zaman’ın öylece havada asılı kalması gerekiyor sanki; öyle ki günü bitirmemek için uyumayı bile bırakıyorsun, geceler sabahlarına dahil oluyor, uyku bir ihtiyaç değil bir hikayenin sonu gibi sanki. Aklımda bir tat bırakıyor bir ‘an’. Sonunu düşünmek ürpertiyor, uyumak; sanki bir rüyadan uyanmak gibi. Bazı şeyler seni etkisi altına alıyor, o kadar kısa yaşıyorsun ki bu etki anlarını, her biri bir daha tadamayacağın bir etkiye sahip. 'Etki anları' !..

Düşünmeyi kesmiyoruz bazen de, durmadan sonrasını, ilerisini düşünüp duruyoruz ve anı kaçırıyoruz. Kısa bir an iyi, sonra alıkoyuyorsun bir kahkahayı dahi, bir ‘ceza’ gibi. Bir şeye hiç sahip olduğunu fakat dokunamadığını hiç düşündün mü. Kıyaya çarpan dalgalar gibi, sana çarpıyor ve kıyıda sana ait ne varsa alıkoyuyor bir süre ve sonra tekrar çekiliyor kendine, dalga misali. Seni sen yapan şeyleri alıyor, ama gidiyor.

Arada bir, bir parçanı alıkoyuyorsun, bazen beraber güldüğün uzun ama ‘kısa’ bir an oluyor. Dokunmuyorsun, yine de bir parçan gibi. Düşünceleri dizginlediğimde yine bana kalıyorum, kendime kalmayı sevmem ama bazen sadece ‘su’suyorum kendime işte. Böylesi iyi de olsa kötü de olsa insanı en iyi yine kendi anlıyor sanki ha.

Geride birini bırakma fikri hep kötüdür. ‘Issız’ olursun, denersin. Sonra üzersin. Sonra yazarsın. Sonra kaçarsın kendine; yazarsın. Gece olur, sabah olur,  yine yazarsın..

Ruhuma sadece ben dokunsam, tozlu bir deftere geçsem beni, anlatsam o da dinlese. Tökezlesem bazen bir çocuk gibi, yine sadece düşerek büyüsem; dokunmasalar, parçalanmasam. Bir rüzgar olsam baharda, sarsmasam kimseyi, sarsılmasam, esip geçsem. Dokunduğum her şeyde bir ‘esinti’ olsam; tat bıraksam sadece.

.....Ve bazen ‘susarım’. bazen ‘saçmalar’. Dudaklarım parçalanır bazı kelimelerde, sonra ‘kaçarım’ kendime. Sebep delilik değil, anlamazsın ki sen.... 

''I take a walk outside.. I'm surrounded by some kids at play. I can feel their laughter, so why do I sear? Oh... and twisted thoughts that spin round my head!...''

''Bir yürüyüse çikarim.. Oynayan çocuklarla çevrilirim. Gülüşlerini hissederim. Peki ya ben niye kuruyup soluyorum? Ah... ve basimi döndüren buruk düsünceler!...'' Pearl Jam-Black

27 Ekim 2012 Cumartesi

‘gitti, artık bitti’ diyemezsin. Onlar en kötü ihtimalle kalarak uzaklaşırlar…


Kırılmış düşüncelerle dolu karanlık bir oda, camdan sokak lambasının kısık ışığı aydınlatıyor; düşüncelerin bir parça olsun aydınlanmasına faydası olur mu bilmem. Elimde bir sigara var, tütünün yanma sesi, ateşin kağıdı parçalayışı.. Duman doluyor zihnime, düşüncelerle, daha bir büyüyor her şey; belki de daha açık görmeye başlıyorum; çevremi görüyorum, gerçek dostlarımı..

Onaramayacağımız şeyler oluyor bazen, zamanın içinde bir leke gibi. Duygular yok oluyor, bazen de yeni sayfalar dolduruyorsun hayatına, hayat adlı; içinde isimler ve yüzler var. Ne oluyoruz biz dostlarım, ebediyen gitmeden beraber olduğumuz yollar bulmaya devam edecek miyiz. Bazen birbirimize zarar verdiğimiz oluyor ve uzaklaşıyoruz; ‘gitti artık, bitti’ diyorsun bazılarının ardından, ama kalarak uzaklaşıyorlar.. Dostlarım asıl mesele bizim bağlarımızın olduğu, sağlam kalelerimizin var oluşu, hiç yıkılmayan surlarımızın varlığı; bazılarıyla bu düşünceleri, bu kaleleri asla kırmazsınız işte. Hiçbir zaman sifonu çekmezsiniz, sağlam bir yumruk da yeseniz yapmazsınız; sadece bilirsiniz işte o dostunuzdur. O,  odur..

Bazen bir çıkış mı yoksa bir başlangıç cümlesi mi arıyorum bilmiyorum. Fazla fazla derinde kalıp, karanlıkta bir his arıyorum. Boş bir defter, sayfalar dolusu boşluk. Kayaya teslim olan dalgalar gibi kelimeler, dolduruyor bir süre sonra hayatımızı. Bazı kelimeler uçurumlarda kayıp, bazı yüzler de kayıp onlarla beraber. Soğuk bir havada paramparça olan dudakları konuşmasa bile, sayfalar kaplayacak yüzler var. Onlar öyle soğuk bir gecede, en soğuk en sarsıcı kelimelerle doluyor zihnine, sayfalara.. Öylece doluyor o dostlar.. Hayat denen kitabın, ilk kapağı onlar.

Bazı geceler de kemiklerin bin parçaya ayrılmış gibi gelir, hayatının şeması o gün için değişmiş gibi gelebilir ve birkaç yakın dostla kafa dağıtmaya ihtiyacın olur. Düşüncelerin sanki rehin tutuluyor içinde, bedenini yorgun hissedersin. Anılar saklarsın büyük bir sır gibi; içinde hissederek saklarsın ve bazen iyi bir dostun birkaç lafı, omzundaki eli, sana dokunuşu iyi gelir. O karmaşık düşüncelerinleyken, karanlıkta bir ışık gibi sana gelir, fırtınada huzura rastlarsın sanki.

O dostların için ‘gitti, artık bitti’ diyemezsin anladın mı? Onlar en kötü ihtimalle kalarak uzaklaşırlar…

Hayatında boş sayfa bırakma, kendi cümlelerin olsun, dostlukların olsun kale sağlamlığında, güven dolu bakışların olsun sahip çıkan; bunlara sahip hayatın ve dostların olsun boş bakışlar ve sayfalar yerine..

Dostunun yanında her gözyaşı, içindeki çiçeği sular ve sen rahatlarsın biraz daha, bir yağmurun hayat vermesi gibi. Düşüncelerini rehin tutup, bedenini ırmağa dönüştürmeni engelleyen o dostlara hep ihtiyaç var…  Daha nasıl anlatılır bilmiyorum.



20 Ekim 2012 Cumartesi

Umutsuzluğumuzda da yalnız değil miydik..


Birbirinizi izliyorsunuz, bazen o ya da sen inciniyorsun; eğlenceli bir şekilde takılmak istiyorsunuz ama bazen gösterecek başka bir şey kalmıyor ve ikinizin de doldurup yaşayamadığı bir zamanın hemen geçmesi için dua ediyor oluyorsunuz. Daha öncede yalnızdınız hatırlayın, benzer şeyleri hep yaşadınız. Mesela umutsuzluğumuzda da yalnız değil miydik, o anlarda hayatımız gelip geçişini izliyor gibi değil miydik; paylaşacak hiç kimse olmadan öylece izliyorduk.

Ve şimdi bazen birine sahipmişsin gibi geliyor, hayatında iyi bir şey oluyor ve seni dağıtıyor, seni değiştirmiyor ama güçlendiriyor, huzur veren bir dokunuşu oluyor hayatına. Sanki asla yalnız hissetmeyeceksin diyen bir dokunuş olabilir, bu öyle bir hamle ki yaşaman gerek.

O zaman ne bekliyoruz? Yüz yüze duruyoruz, kilitleniyoruz; fena halde sahipmişsin gibi geliyor.

Zaman bizleri bezdirebilir, zaman dizlerini bükebilir. Zaman kalbini kırabilir; ve biz kapının dışında kalabiliriz. Ve bazen biliriz; bize ne olursa olsun hep kalbimizde bir yerde olmaya devam eder hislerimiz.. Ama her şeyden önce başlaman gereken bir hikaye olmalı, ve buna inancın..

11 Ekim 2012 Perşembe

DO NOT MESS WİTH US !


Kendi hayatlarımızı yönetecek kadar cesur bir yaşam istiyoruz aslında; hepimizin içerlerde bir yerlerde öylece hapsolmuş bedenleri var. Yapmaktan korkup boyun eğiyoruz, bizi hapseden kendi bedenlerimiz. Başımızı yastığa koyduğumuz anda sadece uyumayı diliyoruz oysa o anda bir şeylere sürekli dahil olma fikrine sahip olmak gerekiyor. Hayat için mi yaşıyorum yoksa bedenim ve ruhum için durmadan yaşayacak olan bir ruha mı sahibim.

Çılgınca gariplikler yapıp sıyrılmaya gerek yok. Yoldan sapmadan yine yürüyebiliriz, kafamızın içinde dolu alkolle iyi hissedebiliriz, içmeden de sarhoş olabiliriz. Sadece dilediğimizi yapmakta bekliyoruz. Lanet zaman öylece akıp gidiyor, her gece sanki uyumak gereksizmiş gibi. Zaman devam ediyor, ve biz bu kapının kilitlerini kırmakta zorlanıyoruz.

Etrafta o kadar çok ruh var ki, bir sürü beden. Ve hepsinin kafasında, tam da içerde bir yerde bir boşluk var; insanlar zihinlerini dolduracak sağlam işler peşinde olması gerekiyor, ama biz yinede  bundan kaçıyoruz hiç durmadan. Sıradan olanı yapıyoruz.

Birbirimize cesaret vermek; bu düşünceyle devam etmeliyiz. Sıkı bir muhabbet için, düzen içindeki kalabalıktan bir süre kurtulmak gerekiyor. Biz yeni insanlara açız aslında. Duymadığımız ve duymak istediğimiz yüzlerce yüz var, mesaj var, hayat var, kafa var..

Kıramadığımız parmaklıklarımız var; kırsak bile bir kötülük olmayacağını bile bile korkuyoruz. Aslında biz o an kayboluyoruz işte; kafanı arıyorsun, bu bir hayat arayışı.. Ne istedik de yapamadık, bize engel olan sadece aklımızın tutsaklığı başka hiçbir şey değil.

Eğer kelimeler ağzında hapsolmuşsa, ve kapıları kırıp yinede çıkamıyorum diyorsan yaşıyorsun sadece. Çoğumuz yaşıyoruz öylece, bir çok anahtarımız var. Çok fazla kilit var. Açmak zor, kırık kilitleri görüp kaçmamak olası gelmiyor, kaçıyorsun ama yapma. Sıkışmış ruhlar istemiyoruz. Biz bize sahip olunsun istemiyoruz, sadece hayata sahip çıkmaya çabalamalıyız.

Kafamızın içinde hiçbir düşünce bağırmıyor çoğu kez. Kim? kim olduğunu bir an için unutabilir ki, sıkışmışız bir kutuda; kutu oldukça geniş olabilir yinede sıkışırsın, ne zaman biliyor musun? Kutunun içinde aynı boku yemekten başka bir halt yapmayı bıraktığın an çürürsün işte.

Durdurmalı bu hayatı. Siktir etmeli bazı şeyleri. Sessizlikte kahkaha atmalı. Öfkede yumruk atmalı. En kafasız anında kafa atmalı. Biz kimiz ki? Neyiz, aynadaki biz miyiz? Yoksa sıkışmış bir ruh daha mı var kafamızın içinde. Canım sıkılıyor.
                                                                        

Do not mess with me !

15 Haziran 2012 Cuma

Standart



Nasıl gidiyor peki? 'Standart' di mi canım. Allah rahatlık versin ne diyelim.
Ulan hiç kimse de demiyor ki bu çocuğun nesi var ?
Sorma ya, hiç sorma zaten. Neyse susacağım zaten o yüzden sorma evet evet sorma canım biliyosun 'standart' .' .

      Bazıları sonsuz neşeye boğuluyor bazıları da öylece sessiz geceye, öylece gecelerine sarılıyor. Anılar anlatıldığında yitmiyorlar hani sen onlara sarılabiliyorsun ya da eski sevgilinden ayrılınca öylece unutmuyorsun ya canım öyle bir şey işte neyse.

              Sonuç olarak nasıl gidiyor?
              Tabi ki 'standart' di mi?
              En iyi cevap kendileri.
              Alkol mü lan bu bir süre iyi geliyor, durumu idare ediyor hani diyorsun.
              Bir şeyler yaşıyoruz, öylece yaşıyoruz lan bazen öylece.
              Anı oluyorlar yitmiyorlar birde; anlatıyorsun sonra acıtıyor işte köpek.
              Neyse ne ya Allah standarttan ayırmasın yeter.
                                                                                  
  + Bazen soruyorlar nasıl gidiyor?  - ''Hiç'' diyorsun. O hiç aslında; ''çok şey var  ama hislerimi anlatmaya kelimeler yetmiyor lan'' ın hiç'i. ''Hiç bu kadar dolu olmamıştım lan'' ın hiç'i. Dedim ya Allah standarttan ayırmasın yeter...

7 Haziran 2012 Perşembe

Kayıtsızlık

   
          Ne zaman yaşadığını hissetsen, hani bir şeyler sana göz kırpsa, biraz başını yaslayıp kendini rahat ve huzurlu hissetsen bir patlama oluyor. Bam bam bam bam; kapını çalan bir insan daha hatır sorar mı, yoksa yine bir rica mı; sonra ne arar ne sorar mı, bilmiyorum. Peki ya sonra gelir de seni hatırlar mı; sen gidiyorum derken koşup gelir mi, yardım eder mi, seni merak eder mi? Mutlu bir gününü hatırlar mı; ne kadar umurumda bilmiyorum. Kayıtsızlık  be canım, güç şey. Kayıtsızlık bir zayıflık, insan bu kadar da kayıtsız kalamaz, dimi kalamaz; yoksa yanlış mı biliyoruz.

        Adımlar yavaş atılmalı, koşarken tökezleyenler biziz, dikkatli olamayan o çocuk da. Sonra yara bere içinde kalan ruhlar bizim oluyor. Sarsılan ruhlar; karşılarında ki acımasız bedenlerle hayata devam. Ama acımasız değil, o yüzden ben onlara düşüncesiz bedenler diyorum. Düşünen o düşüncesiz bedenler, düşünen çıkarcı bedenler, düşünen bencil bedenler. Birbirinin kuyruğuna basıp sonrada birbirlerinin yüzlerine bir şey yokmuş gibi davranan, adamına göre tabirine uyan insanlar. Çıkarlarını koruduğun sürece bir şeyleri görmezden gelebilecek zayıf ruhlar. Oysa tokat gibi söylemek gerek bildiklerini de , değmiyor ki onlar birbirinin yüzlerine yine de bakarlar; çıkarlar işliyor.
         
        İşine geldiği gibi devam; yüzleşmek zaten en zor kavgamız bizim. Öyle değil mi yüzleşmek, bedenlerin bir araya gelip, ruhun kendini salı verdiği tek dürüst ortam; cesaretsiz   bedenlerin saklanışının ortaya çıkarılışı. Konuş sadece; ama  düşüncesiz o bedenler ne yapılan iyilikleri, ne de olup biteni o bedene soracak kadar cesaretliler; başka ağızlardan dinlemeyi severler, işlerine gelir. Şu hayatta gerçek dost dediğin beş parmağı geçmiyormuş, arkadaşın çok olur ama dost dediğinde zor be canım. Güvenilen ruh ölmüş; karanlıkta  sıkışıp öylece kalmış, kaçamıyor. Ne demiş George Bernard: ''İşleyebileceğiniz en büyük günah, başkasından nefret etmek değil, ona kayıtsız kalmaktır. İnsanlık dışı olmanın özü nefret değil kayıtsızlıktır.''
       
      .....Ve şimdi kayıtsız kalan bedenler hala orada, düşüncesiz bedenler orada. Tek suçu kimseye kayıtsız kalmamak olan bir bedene karşılık, kayıtsız ruhlar. Sorsan  ne derdin söyle söyle hadi yüzleş desen, savunacak bir tarafını da bulamaz ya işte, bunu kendine anlatamaz ki; bir şey yok be canım, sen konuş ben dinlemeyide bilirim, olup biteni açıklayacak kadar konuşmayıda. 

            Dedim ya kayıtsızlık işte, insana neler yaptırıyor. Neler unutuluyor, zaman da akıyor gerçeğe ve doğruya gittiğim, kayıtsız kalmadığım sürece doğru olana devam ederim. Gerçek olanla devam, kayıtsız kalamayanlarla. Öyle ya arkadaşlık hep kendisini arayan bir serüven...
           
            Ama ne garip biliyor musunuz; onlar sizden hep kayıtsız kalmamanızı beklerler, öyle de yaparsınız. Peki ya şimdi sıra kimde; unut be çocuk, kayıtsız kalmadan bir işe el atmak öyle her bedenin düşüneceği türden iş değil. Bazı bedenler sadece sizden istediğinizi alırlar, sonra düşmedikçe bir çukura yüzünüze bakmazlar. Kimin umurunda siktir et be canım.
            
           Platon'un da dediği gibi '' İnsanlar birbirlerine zarar verdiklerinde insana özgü yanlarını yer yer kaybederler.'' Hemde her şeye kayıtsız kalıp, saklanarak ve kaçarak  sürdürdükleri hayatta mutluluk oyunun oynayarak devam ederler. Ama bilmezler  işte insana özgü yanlarını da böylece  kaybederler...


          

1 Haziran 2012 Cuma

Bir şarkı çalar ve sen binlerce şey hissedersin

         Bir şarkı çalar ve sen binlerce şey hissedersin, birini tanırsın ve bazen çok sıkı sararsın hiçbir zaman uzağında kalmıcağını veya terkedilmeyeceğini düşünebilirsin. Ve zaman size kurnaz oyunlar oynar. Bir gece ve tek bir zaman, bize ayrılan bu anda belkide yapmamız gereken şeyleri es geçeriz olur ya.
         
         İnsan zihni hiç birşeyi unutmaz yapılanları, kime ne kadar değer verdiğini. Herkesin hayattaki yeri ayrı, ve bazen çok şey paylaşıyoruz fakat sadece gülümsediğimiz zamanlarda yanında olmak diye bişey var; var mı sormak bile istemiyorum aslında. Hayatın zevkini ne zaman tadıyorsak ve o an yanımızda kimler varsa onları önemsiyoruz; bu böylemiydi ben mi bilmiyordum. Yada herşey neden böyle gözüküyor bilmiyorum. 
        
          Geçmiş denen şey bir bulmaca olmuş, ben çözemiyorum. Seviyorum seveni, bana gülümseyeni seviyorum ve eğer geride bir kırık kalp bırakmışsam ya da soğuk bir yüz yanında olup ona iyi hissetmesi için gerekli şeyleri yapmak için çekinmem. Biri gelir ve sıkıca elini tutmamı ister, yalnız olmadığını bilmek ister; çok mu şey diliyor? Hayır; sıkıca sarılırım ne kadar çirkin ve şişko olduğunu söylerim sadece.Gülümser bir süre. Peki ya sonra... 
        
          Sonrasını bende bilmiyorum; anlaşılmaz bir hal alıyor. Biri geliyor, dinliyorsunuz anlıyorsunuz sarılıyorsunuz  ya sonra... biraz zaman peki ya sonra... Sonrası yok işte; belki sadece uzaktan uzağa düşünürsün sadece, sorarsın kendine noluyor diye. Sonra da sadece yanındaki farklı yüzlere gülümsüyor bulursun. Sana sarılan bedenlere bir daha dokunmadan, bakmadan, görmeden. 
         
          Bu yüzdendir ki bir şarkı çalar bir melodi duyarsın binlerce şey hissedersin, binlercekez düşünürsün, defalarca sorarsın noluyor diye; yine de sadece rüzgarın kulağının yanından geçen fısıltısı cevapalar tüm o  sorularını.


29 Mayıs 2012 Salı

Bir sevgi ve bir hayat; tek bir şeye ihtiyaç duyunca gece, o tek sevgiyi paylaşmamız gerek. Çok şey mi istedim ?



        Ne düşünüyorum? Bu şehirden bazen ne kadar tiksindiğimi düşünüyorum; içindeki garip şeyleri, beni yolumdan çekip savuran işaretleri, sarsan rüzgarı; koparan o insanları. ‘Aynı burayı ne kadar sevdiğimi düşündüğüm gibi ’ desene; diyor biri. Zıt kutuplar mıydı birbirini çeken, farklı amaçları olup yine de bağlı kalan onlar mıydı; biz beceremiyorduk. Sadece sevgi oysa; her şey ne kadar da zor bir hal alıyor. En yakınındakiler; peki ya nerdeler?
          
          Buraya bu şehre aklımı taşıdım bedenimi, gecelerime düşüncelerimi kattım; hayatıma yeni insanları ve bazıları gerçekten çok özel, ve bunu onlara hiçbir zaman söylemem gerekmiyor.Anlıyoruz birbirimizi akıp geçen zamana yaşanan iyi ve her kötü şeye rağmen, hep düşünüyoruz. Ve bazen uzun zaman geçiyor; karalamadığım, çizmediğim uzun bir süre; kendimle kalıp bir tek kelime yazmadığım olur. Bir ritim tutarım ıslık çalarak ve devam ederim. Taki gerçek dostlarım kolumdan tutmaya devam etmeye başlayana kadar...          
            
          Gevşemen lazım. Özlüyorum yalnızken, ve soruyorum tanıdığım yüzlere; ne durumdasın? Bazen gerçekten çok yalnız kalıyoruz ve bize kendimizi hatırlatan sıcak bedenleri, o gözleri içimizde hissetmeye öyle ihtiyacımız oluyor ki, elini tutup, yüzünde bir tebessüm görmeyi öyle heyecanla istiyoruz ki bir çocuk gibi; heyecanla. ‘Bende seni özlüyorum çünkü o kalın kafanın içinde sen hala oradasın’ diyen kişi seni seviyorum işte.
            
           Bazen tanıdığın bir yüz sana arkasını döner, bir çocuk gibi ellerini birbirine kenetler ve yüzü düşer, belki kıskanır ama sever; daha iyiye mi gidiyor yoksa aynı mı hissediyorsun diye sormak istiyorum, eğer senin için her şeyi kolaylaştıracaksa şimdi suçlayabileceğin biri var; evet suçla beni, düşünmeden, anlamadan suçla beni sadece. Bir sevgi ve bir hayat; tek bir şeye ihtiyaç duyunca gece, o tek sevgiyi paylaşmamız gerek. Çok şey mi istedim ?          
           
         Belki bir numaralı düşünürün, dostun, arkadaşın olamam ama ben buyum beni anlamanı beklemiyorum da; bazen öyle nefret ediyorum ki, ama o birine değil kendime; pisliğin teki olmam gerekiyormuş onu anlıyorum; ve bunu hep söylüyorlar. Hayat denen küçük çılgın şey boyunca biliyorum ki kötü uyandığın bir sabah yalnız geçen bir geceden çok daha iyidir. Ve biliyorum ki büyük bir ihtimalle tarihe geçmeyeceğim ama bir şeylerin üzerinden geçeceğime eminim.
         
          Peki ya melekler şehri olduğunu sandığım bu yer kadın nüfusunu neden yok etmekte; bazen tanıdığım yüzlerden tanıyamadığım bir yüz daha çıkıyor; neden bu yer cehennemden çıkma bir yer haline geldi ki? Seni sen yapan şeyler için seviyorum, gülüşün için, düşüncelerinle seni seviyorum. Bu kadar basitken her şey neden zor; hey çocuk, susma öyle.              
           
         Bir küfür için bir insana ne borçlu olabilirim ki; içimi döküp rahatladığım için, kendim gibi olup düşüncelerimi salıverdiğim için ne borçlu olabilirim. Birini sevdiğim için ne kadar kötü hissedebilirim, gözlerine bir süre alıkoyduysam ne olmuş; bu tek sevgi tek hayat bizim ve salıvermeye başlarsak eğer, tek kazanan yalnızlık olacak.                
          
         Peki iyi misin ? Soruyorum kendime; iyi olmaya çalışıyorum. Şimdi artık istediğim gibi bir blog yazıyorum ve bir tane daha... Bir tane daha... Bu böyle devam ediyor…         

        Bazen diyecek sözü olmayan biri için ne çok şey söyleriz di mi. Bu komik ve eğlenceli; umarım sözün bittiği o yerde durmak yerine sadece sarılırız ve öpüşürüz..

25 Mayıs 2012 Cuma

Bu gece sen beni düşün benim uykum var..


- ''Çok mu seversin? Düşünürsün; karşındakini hep önemser misin peki?''
           
          Bilmem; ben sevmesini de, düşünmesini de bilmiyorum belkide.. Kimi sevdiysem yakın olduk, yada dost, parçalanmadık yani; ama ( ama kelimesinden önce söylenenlerin hiç bir önemi olmadığı gerçeği değişmiyor,  ya amadan sonrası; yazmaya gerek kalmıyor ) .. Bazen de elimizi uzatmaktan kaçtık;  sonra zamanın esiri oldum, birbirimizi tanımayı denemekten çok kaybolan zamana bakıp durduk; öylece.. Elimi uzattığımda tutacak bir el bulamadım bazense; yanlış zaman da yanlış yerlerde yanlış insanlarla olduk bazı zamanlarda.. Tutsak oldum sonra; çıkamadım, gökyüzüne bakamadım eskisi gibi.. İçimde ki beni kaybettim bir süre; sonra yine sevdim, neden mi; bilmiyorum..

          Kendimden bir parça bırakıyorum karşımdakine; düşünürüm bu yüzden, önemserim, aklımı kurcalarım.. Yoruluyorum bazen; devam etmeli miyim bilmiyorum; geçirdiğimiz zamanın o sayfaları, her an; yazıyorum..  Uzakta bir yerde öylece yazarak, sadece yazarak kalmak; kırık bir kalp bırakmamak için; çabalıyorum..
         Bazen siktir Etmeyi de bilmek gerek sanırım; bazen...
                                                                                      Siktir Ettttt!!


24 Mayıs 2012 Perşembe

Kapılı kapılar ardında doğan güneşe yağan yağmura rağmen yine de yalnızız…


    Biz ki hiçbir parçayı geride bırakamayız, saklarız; unutmayı deneriz ve yeniden gözlerimizi kapayıp yatağa gireriz, geceler öyle uzar ki gündüzüne karışır, gün ağardığında doğanın sesi eşlik eder sadece.. Bazı günler gerçekten zor oluyor; kopuyoruz bazen, elimizi uzatmaktan kaçıyoruz.. Sevgi denilen şey gerçekse neden oyun oynuyorlar, neden baktığım o gözler şimdi bir başkası gibi, neden derinlere dalamıyorum; yıpranıyorum ve tekrar tekrar bakamıyorum..

    Her güne yeni bir umutla kalkmak gerek, böyle de yapardık zaten ama geceler bizi boğuyor artık kendini aşıyor gündüzümüzü de çalıyorlar; sessizce çalıyorlar… Öyle özlersin ki bazen geçmişi, hatırlarsın bir bir anıları, gülümsemelerin eski tadını ve şimdi kaçıyorlar hepsi bir bir, büyüyen bir çocuğun evden uzaklaşması gibiydi gülümsemelerimiz artık, ve biz dürüst olamıyorduk. Belki çok seviyoruz, kıskanıyoruz da bu yüzden tutamıyoruz; güçlü yürekler bağlı sevgiler patlıyorlar tutuklu kalamıyorlar birbirlerine; tepkisizce duramıyorlar… Bir araya gelince yine sadece izliyorum, seyrediyorum olan biteni; karışamıyorum saldıramıyorum kimseye; durgunlaşıyorum ve sadece yüzümde buruk bir tavır oluyor..
  
  Bir boşluk hissediyorum yaşayan bir ölü bedende; bir yalnızlık… Gerçekten biz seviyor muyuz, neden sevdiklerimizi paylaşamayız, başkaları neden sevemez, neden buna izin verilmez. Biz ki seviyoruz; kıskanarak öylece seviyoruz. Kırılıyorum işte yine; ve şimdi yine uzak kalıyoruz, paylaşmadan yaşayamıyoruz ve şimdi tekrar yalnızız; kapılı kapılar ardında doğan güneşe yağan yağmura rağmen yine de yalnızız…

Sanki bilmezmiş gibi...


Bir gün gelir artık kaybolursun; kendi dünyan da değerli bir şeyler yok olur. Sıkışmış bir anahtar gibiyim, kurtulamıyorum atamıyorum içimdekini; açılamıyorum; kayboluyorum bu şehrin sokaklarında… Gece çok uzunken yine tükeniyorum ve sadece boş sayfalara anlatıyorum; onlar da doluyorlar bir bir, sonra onlarda taşıyor ve yine kalıyorum kendimle. Bir müzik açarsın sana seni anlatsın, derdine ortak olsun diye... Gözlerini kapatırsın bir süre; kafanda yine kendine  anlatırsın tüm düşüncelerini, dinlerler ve anlarlar; fısıldarlar sonra yeniden, yalnızsın diye; sanki bilmezmiş gibi...

Gecen uzar; gündüzün kaybolur. Uykun kaçar


En kuytular da, en çıkmaz sokaklar da bıraktık sanırız yaşadıklarımızı, tutkuyu. Oysa her an çıkar karşına; yerinde duramayan bir çocuk misali anıların ve sarıyorlar şehri de senide; sıkıca sarıyorlar… Devam ederken yine yalnız başına; çıkar karşına ve hani duramazsın, bakmak istersin ama kaçarsın, yanına yaklaşmak istersin ama yok, olmaz bazen.. Sen yok olursun yeniden; güneş doğar ilerler ve batar ama sen onsuz geçen bir zamanda yine batarsın ama bu kez doğamazsın. Gecen uzar; gündüzün kaybolur. Uykun kaçar.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Devam ederken yine yalnız başıma; yine yalnızca rüzgar çekiştiriyor montumu…

O gün tükenip batan güneşe doğru devam ederken; ‘gitme kal’ demesini beklersin. Durup sana bakmasını elini tutup çekiştirmesini dilersin; bir çocuğun en sevdiği oyuncağının elinden alınmasına engel olmaya çabalaması gibi; çekiştirmesini. Oysa sadece aynı şeyleri yaşasak da düşünsek de çekip gidenlerdeniz; neden demeden kendine sormadan; çekiştirmeden. Bu yüzdendir ki devam ederken yine yalnız başıma; yine yalnızca rüzgar çekiştiriyor montumu…   

Var mıydık, atıyor muydu kalbimiz yoksa zaten yalnız mıydık…

Benim yalnızlıklara sarılı aşklarım var, içime çekmeye bayıldığım kokularım; dumanım var. Beni güldüren, nahoşlaştıran tatlarım var; kendimi anlayamadığım da bana beni anlatan arkadaşlarım; dostlarım. Kim derse bir şey, laf ederse dostlarıma basarım bir tekme de onlara; alışık değil miydik tekme yemeye, biz değil miydik her şeyi uzaktan da olsa seven, korkak olan onlar değil miydi; sevgimizi kıskanan… Bizi ulaşılmaz yapan biz miydik, saklayıp kapılarını kapatan; soruyorlar sonra şuursuzca neden diye, ve soruyorum şehre yaşıyor muyduk biz, var mıydık, atıyor muydu kalbimiz yoksa zaten yalnız mıydık…

22 Mayıs 2012 Salı

Bazen bir şekilde çekip gitmek gerekir; uzağında kalman..



      Ne kadar düşünüyoruz sıcak bedenler içinde; kendi başına kaldığın soğuk geceler karmaşıklaşıyor, düşünce havuzundayım.. Birlikteyken sıcak hissedersin; dolu.. Bazen o kadar yalnızız ki; her şey o kadar sessiz ki.. Kendimi ifade edebileceğim bir yol bulmaya çabalıyorum, o zaman klavyemin tuşlarına sertçe basmam gerekiyor; duyarsız kalamıyorum olan bitene; hep içinde bir yerdeyim istesem de istemesem de..
      
      
        Bazen sıkıca kavrıyor bir beden; tutsağı olup çıktığım anlar oluyor, yoruluyor muyum bilmem sadece keyfini çıkarmaya çalışıyorum anın ve bazen bir büyü oluşuyor; o zaman korkuyorum, beladan kurtulamayan bir çocuğun yaşamı gibi olup çıkıyor hayatım.. Sadece haykırarak; derdini anlatmayan bir çocuk gibi oluyoruz bazen; paylaşmıyoruz, içimize atıp öylece saklıyoruz, neden bilmiyorum ve bu bizi güçsüz kılıyor; sesim kısılıyor dinletemiyorum kendimi anlatamıyorum bağırmak istemiyorum sadece; anlayış tüm beklediğim.. Kimse yıpratılmak istemez; kendini önemsenmiyormuş gibi hissetmeyi istemez; bazen yanlış oyunlar oynarız istesek de istemesek de yanlış olduğunu bilsek de bilmesek de bu böyle devam ediyor..

       Geride kırılmış bir kalp bırakmak istemiyorum; uzağında kalmak istemiyorum ama bu bizi mahveder bazen.. Eğer doğru bir yol seçmek isteseydik ardına bakmadan emin olduğun yoldan giderdik; ama bazen karşına nedeni bilmeden duraksıyorsun öylece; tutsağı oluyorsun; çıkmazlarda kayboluyorsun..

Ne sen gerçek oldun ne ben; aynada ki yansımamızdı bizi ele veren tek gerçek


Adımlarımı duyabiliyor musun; artık o kadar sessizler ki, bazen kaçmak istediğimde arkama bakmadan koşmak istiyorum; zor geliyor, kaçmak beni ele veriyor.. Dikkat çekmek istemem; geride tamamen sessizce durmak da o kadar zor ki; elini çırpmadan öylece durmak o kadar güç.. Bakmadan, yaklaşmadan öylece durup dinlemeyi denemek sadece; zaman zaman yardımına koşup yine de uzakta kalmak.. Çabalıyorum, bu beladan uzak durmak için çabalıyorum; saklanıyorum, kötü görünürüm bazen; anlayışsız.. Neden diye sorma; bazen uzakta öylece kalmak iyidir, sessizlik iyidir; geride kalmak gerekir bazen dinlemeyi kesmek; gözlerini kaçırmak, unutmak; sessizce uzaklaşmak…

Bazen ritimler bizi öylece savurur..


Müziği hisset; ritmi içinde duy.. Kalbin parçalanıyor, bu bizim ritmimiz; kahraman olmanın yeri değil, boş bir çaba olurdu sadece.. Tamamen sertçe vuruyorum; yağmur altında çılgınca çalıyorum benim kahramanım içimde ki bu ritim.. Çalmaktan bıkmam; gördüklerimi yazıp hissettiklerimi ritme dökerim ve şimdi penam senin için kıpırdıyor; zihnim bizim için yazıyor biz birbirimizin kahramanıyız.. Alevler içinde geçen bir gün; yağmur damlaları çılgınca saçılıyor; delice vuruyorum baterime, ve söylüyorum şimdi tüm duyduklarımı, tüm bu ritim bizim için atıyor.. Kendi kahramanlığımızda, en güçlü halimizle sıkıca ve bütünüz şimdi; notalar bizimle.. Şimdi gözlerinin içindeki aleve sesleniyorum; müziği hisset, ritme kanat çırp ve içindeki ben için söyle; tüm kalbimle bağırıyorum şimdi içim paramparça; birleşmek için patlıyorum savuruyorum gitarımı; başımı döndüren bir parçalanma; olağanüstü bir armoni bu, eşlik edecek misin yoksa yıldızlar kadar uzakta kalmaya devam mı edeceksin.. Işığını görüyorum; tutamıyoruz göğün altında yağan yağmurda esiyoruz rüzgar gibi, korkusuzca ve yılmadan biz kahramanız kendi içimizde hissediyoruz yok olmamış bir fırtına; ilerlemek güç ve şimdi sadece elimi tut, tenimi hisset sadece fısılda şimdi tek kelime; Hero...