15 Haziran 2012 Cuma

Standart



Nasıl gidiyor peki? 'Standart' di mi canım. Allah rahatlık versin ne diyelim.
Ulan hiç kimse de demiyor ki bu çocuğun nesi var ?
Sorma ya, hiç sorma zaten. Neyse susacağım zaten o yüzden sorma evet evet sorma canım biliyosun 'standart' .' .

      Bazıları sonsuz neşeye boğuluyor bazıları da öylece sessiz geceye, öylece gecelerine sarılıyor. Anılar anlatıldığında yitmiyorlar hani sen onlara sarılabiliyorsun ya da eski sevgilinden ayrılınca öylece unutmuyorsun ya canım öyle bir şey işte neyse.

              Sonuç olarak nasıl gidiyor?
              Tabi ki 'standart' di mi?
              En iyi cevap kendileri.
              Alkol mü lan bu bir süre iyi geliyor, durumu idare ediyor hani diyorsun.
              Bir şeyler yaşıyoruz, öylece yaşıyoruz lan bazen öylece.
              Anı oluyorlar yitmiyorlar birde; anlatıyorsun sonra acıtıyor işte köpek.
              Neyse ne ya Allah standarttan ayırmasın yeter.
                                                                                  
  + Bazen soruyorlar nasıl gidiyor?  - ''Hiç'' diyorsun. O hiç aslında; ''çok şey var  ama hislerimi anlatmaya kelimeler yetmiyor lan'' ın hiç'i. ''Hiç bu kadar dolu olmamıştım lan'' ın hiç'i. Dedim ya Allah standarttan ayırmasın yeter...

7 Haziran 2012 Perşembe

Kayıtsızlık

   
          Ne zaman yaşadığını hissetsen, hani bir şeyler sana göz kırpsa, biraz başını yaslayıp kendini rahat ve huzurlu hissetsen bir patlama oluyor. Bam bam bam bam; kapını çalan bir insan daha hatır sorar mı, yoksa yine bir rica mı; sonra ne arar ne sorar mı, bilmiyorum. Peki ya sonra gelir de seni hatırlar mı; sen gidiyorum derken koşup gelir mi, yardım eder mi, seni merak eder mi? Mutlu bir gününü hatırlar mı; ne kadar umurumda bilmiyorum. Kayıtsızlık  be canım, güç şey. Kayıtsızlık bir zayıflık, insan bu kadar da kayıtsız kalamaz, dimi kalamaz; yoksa yanlış mı biliyoruz.

        Adımlar yavaş atılmalı, koşarken tökezleyenler biziz, dikkatli olamayan o çocuk da. Sonra yara bere içinde kalan ruhlar bizim oluyor. Sarsılan ruhlar; karşılarında ki acımasız bedenlerle hayata devam. Ama acımasız değil, o yüzden ben onlara düşüncesiz bedenler diyorum. Düşünen o düşüncesiz bedenler, düşünen çıkarcı bedenler, düşünen bencil bedenler. Birbirinin kuyruğuna basıp sonrada birbirlerinin yüzlerine bir şey yokmuş gibi davranan, adamına göre tabirine uyan insanlar. Çıkarlarını koruduğun sürece bir şeyleri görmezden gelebilecek zayıf ruhlar. Oysa tokat gibi söylemek gerek bildiklerini de , değmiyor ki onlar birbirinin yüzlerine yine de bakarlar; çıkarlar işliyor.
         
        İşine geldiği gibi devam; yüzleşmek zaten en zor kavgamız bizim. Öyle değil mi yüzleşmek, bedenlerin bir araya gelip, ruhun kendini salı verdiği tek dürüst ortam; cesaretsiz   bedenlerin saklanışının ortaya çıkarılışı. Konuş sadece; ama  düşüncesiz o bedenler ne yapılan iyilikleri, ne de olup biteni o bedene soracak kadar cesaretliler; başka ağızlardan dinlemeyi severler, işlerine gelir. Şu hayatta gerçek dost dediğin beş parmağı geçmiyormuş, arkadaşın çok olur ama dost dediğinde zor be canım. Güvenilen ruh ölmüş; karanlıkta  sıkışıp öylece kalmış, kaçamıyor. Ne demiş George Bernard: ''İşleyebileceğiniz en büyük günah, başkasından nefret etmek değil, ona kayıtsız kalmaktır. İnsanlık dışı olmanın özü nefret değil kayıtsızlıktır.''
       
      .....Ve şimdi kayıtsız kalan bedenler hala orada, düşüncesiz bedenler orada. Tek suçu kimseye kayıtsız kalmamak olan bir bedene karşılık, kayıtsız ruhlar. Sorsan  ne derdin söyle söyle hadi yüzleş desen, savunacak bir tarafını da bulamaz ya işte, bunu kendine anlatamaz ki; bir şey yok be canım, sen konuş ben dinlemeyide bilirim, olup biteni açıklayacak kadar konuşmayıda. 

            Dedim ya kayıtsızlık işte, insana neler yaptırıyor. Neler unutuluyor, zaman da akıyor gerçeğe ve doğruya gittiğim, kayıtsız kalmadığım sürece doğru olana devam ederim. Gerçek olanla devam, kayıtsız kalamayanlarla. Öyle ya arkadaşlık hep kendisini arayan bir serüven...
           
            Ama ne garip biliyor musunuz; onlar sizden hep kayıtsız kalmamanızı beklerler, öyle de yaparsınız. Peki ya şimdi sıra kimde; unut be çocuk, kayıtsız kalmadan bir işe el atmak öyle her bedenin düşüneceği türden iş değil. Bazı bedenler sadece sizden istediğinizi alırlar, sonra düşmedikçe bir çukura yüzünüze bakmazlar. Kimin umurunda siktir et be canım.
            
           Platon'un da dediği gibi '' İnsanlar birbirlerine zarar verdiklerinde insana özgü yanlarını yer yer kaybederler.'' Hemde her şeye kayıtsız kalıp, saklanarak ve kaçarak  sürdürdükleri hayatta mutluluk oyunun oynayarak devam ederler. Ama bilmezler  işte insana özgü yanlarını da böylece  kaybederler...


          

1 Haziran 2012 Cuma

Bir şarkı çalar ve sen binlerce şey hissedersin

         Bir şarkı çalar ve sen binlerce şey hissedersin, birini tanırsın ve bazen çok sıkı sararsın hiçbir zaman uzağında kalmıcağını veya terkedilmeyeceğini düşünebilirsin. Ve zaman size kurnaz oyunlar oynar. Bir gece ve tek bir zaman, bize ayrılan bu anda belkide yapmamız gereken şeyleri es geçeriz olur ya.
         
         İnsan zihni hiç birşeyi unutmaz yapılanları, kime ne kadar değer verdiğini. Herkesin hayattaki yeri ayrı, ve bazen çok şey paylaşıyoruz fakat sadece gülümsediğimiz zamanlarda yanında olmak diye bişey var; var mı sormak bile istemiyorum aslında. Hayatın zevkini ne zaman tadıyorsak ve o an yanımızda kimler varsa onları önemsiyoruz; bu böylemiydi ben mi bilmiyordum. Yada herşey neden böyle gözüküyor bilmiyorum. 
        
          Geçmiş denen şey bir bulmaca olmuş, ben çözemiyorum. Seviyorum seveni, bana gülümseyeni seviyorum ve eğer geride bir kırık kalp bırakmışsam ya da soğuk bir yüz yanında olup ona iyi hissetmesi için gerekli şeyleri yapmak için çekinmem. Biri gelir ve sıkıca elini tutmamı ister, yalnız olmadığını bilmek ister; çok mu şey diliyor? Hayır; sıkıca sarılırım ne kadar çirkin ve şişko olduğunu söylerim sadece.Gülümser bir süre. Peki ya sonra... 
        
          Sonrasını bende bilmiyorum; anlaşılmaz bir hal alıyor. Biri geliyor, dinliyorsunuz anlıyorsunuz sarılıyorsunuz  ya sonra... biraz zaman peki ya sonra... Sonrası yok işte; belki sadece uzaktan uzağa düşünürsün sadece, sorarsın kendine noluyor diye. Sonra da sadece yanındaki farklı yüzlere gülümsüyor bulursun. Sana sarılan bedenlere bir daha dokunmadan, bakmadan, görmeden. 
         
          Bu yüzdendir ki bir şarkı çalar bir melodi duyarsın binlerce şey hissedersin, binlercekez düşünürsün, defalarca sorarsın noluyor diye; yine de sadece rüzgarın kulağının yanından geçen fısıltısı cevapalar tüm o  sorularını.