23 Haziran 2014 Pazartesi

Bir şekilde ölümü deniyorduk

okula devamlı gitmiyor, sabit bir iş fikri oluşturmuyordum, ortalıkta her sokakta bir iş peşinde gezip durmaktaydım ama bir durak noktası yoktu. başı boş köpeklerden ayırt edilemez haldeydim.

ay boyunca kazandığım parayı dostlarımla içerek harcıyordum, henüz daha değerli bir şeyin farkına varma şansım olmamıştı. garip bir şekilde yaşam beni dehşete düşürmekten yılmıyordu. bir yerde uyumak, yemek yiyip hayatın sana vereceklerini bekleyerek yaşamak ürkütücüydü. farklı görünmek, hayatın insanlara veremediklerini onlara sunmak bir an cazipti. elinde pek de bir kırıntı kalmadığını anladığın ana kadar.

içtiğin zaman dünya yine vardı ama belki de dürtülerin ve korku dolu hislerinden uzakta kalmayı başarabiliyordun. ayık gezen sarhoş adamlar olmak daha dürüstçe gelirdi ve bir süre tersini denedik. sarhoşken ayık olmak bir an için tamam gibiydi sonrası yolun sonunu pek getiremedik.

her gün yeni bir müzik arayışı içindeydim. bu oldukça iyiydi, gelecekle geçmiş arasında bir yerlerde kaybolmanıza yetecek kadar müzik arayışına giriyordum. rahatlamış gibiydim bir süre. alıkoyuyordum kendimi kötü şeylerden. kötü bile iyi geliyordu, acı oldukça tatlıydı müzik dinlerken. garip müzik denen şeyler milyonlar satıyordu, insanları anlayamıyordum. hep bir yerlerde saklı kalmış şeyler arayışındaydım ve müzik de buna dahildi. her an için bir yerlerde saklı kalmış bir şarkı vardı garipti, ve onu bulduğunda iyi hissediyordun.

ve ölüm.
çoğu insanın
ölümü bir çeşit
aldanmaca.
henüz hiç bir şeyini
kaybetmemişken
kaybettim demek için
güzel sarhoş olmak
gerekiyordu.

hepside kaybolduklarını
sanırlardı,
onları kurtarabilecek
bir yarı tanrı modelleri vardı.
hiç biri tanrılarını kaybetmek istemedi
ve hepsi de onları kaybetti.
ahmaklardı
neye ait olduklarını
ve neye sahip olduklarını
hiç bir zaman anlamadılar
ve en garibi
hep anladıklarını
sandılar.

bir şeyleri kaybettiklerinde
enkazda sandılar kendilerini,
ta ki daha iyilerini 
kaybedene kadar.

ölüm bir kucaktaydı,
ölüm anlıktı
herkes öldü
ama çok azı
ölümü hakedecek kadar
hayattaydı.                                                            






3 Haziran 2014 Salı

Ayık gezen sarhoş adamlardık

boşlukta kaldığımız saniyeleri toplasalar günlere vururlardı sanırım. zaman sadece bir isim benim adıma, içini nasıl doldurduğunuz hakkında pek bir fikre kapılma şansınız olmuyor.

hayatın sağından solundan çekiştirip bir şekil çıkarmayı deniyoruz. biri bir taraftan çekiştirirken bir diğeri ondan etkileniyor.

geleceğe dair umutlar peşinde koşan çocuklardık. şimdi benim geçmişe dair umutlarım var.

geçmiş ve geçecek dostlarım var. olur ya belki geçmez. geçmişe dair olan umutlarım, onlara geleceğim de sahip olabilip olamayacağımı da barındırırdı.

biliyorum ki bazen kendimize fazla ras geliyoruz. eve geliyorsun, ışığı yakıp bir kahve yapıyorsun kendi adına. bir kahve daha koyacak adamın yok. bazen biz aslında çok yakınız kafalarımıza, bazen bir o kadar uzak. bazen gelip sarılmak istiyorsun lan sadece. sikerim olum şu hayatta kime güveneceğim diye bir laf çıkıyor düşüncelerinden, kahvene bakıyorsun tek kişilik.

sonra aklına geliyor,  iki kişilik kahve doldurduğun geçmişler.  iki kişilik sayısız sohbetlere eşlik etmiş kahveler. hepsini bir an tekrar içiyormuş gibi hissediyorsun.

bazı şeyler yok olursa koyar. belki sonra o da geçer. yenisi bulurken geçen zaman koyar. tanıdık bir an gelir koyar.

hayatta bir uğraş, bir çaba içerisinde bir şeyler yapıyormuş  gibi görünüp aslında her şeyden vazgeçmiş adamların filmi gibiyiz biz. paranın ve parayı verenlerin köleliğini reddetmiş, cinselliği hayat sanmayan bunu da bir tabu yapmayan anların bileşimiyiz. kadını sevip anlayan, yol vermesini de bilen sohbetlerin adamlarıyız.
taksim de kadıköy de bir bira içmenin hayalini kuran bazen parasızlıktan bazen yoğunluktandır sadece hayalini kuran adamlarız.

noldu lan bize? biz ayık gezen sarhoş adamlardık.
artık sadece sarhoşken ayığız.