Sayfalar

29 Aralık 2013 Pazar

Arka ve izbe sokak

Bir defasında
hayatın da
sana karşı
üzgün
olabileceğine
dair bir şeyler
okumuştum.
ama inanmadım,
inanmaya her yaklaştığımı
sandığımda olmadı.
arka ve izbe
sokaklarda
buldum gölgemi.

acıdan
zevk alacak kadar
kafadan rahattım
her yalnız geceye kadar.

iyi hissettiğin
ve hiçbir şey hissetmediğin
günler var.
doğmayan güneşler gibi
batmayan geceler.
ortası yok,
öldüren de
düşündüren de bu sanırım.
ne yapacağını
hangi sayfaya bakacağını
bilmiyorsun.

bir gün sonrasını
hayal ederken
hiç var olmayan bir güdüye
hiç olmayan insanlara
hiç olmayacak zamanlar da
rasgeliyorsun,
rasgele diye
atıyorsun oltanı
bazen boş çekip yinede
dolu dolu hayata ve onu yaşayanlara
bir şeyler kaptırıyorsun.

insan hatalarından
zayıf düşmez,
insan hatalarını tekrarlamaktan
ve umut etmekten
zayıf düşer.
hayatın sana ihtiyaç
duymasını beklemek ayıbı
büyür...

hayatın rüzgarında
alınan bir nefese karşı,
çekilen bir sigaraya olan ihtiyaç kadar
kulak kabartmak gerekiyordu olaylara,
yaşananlara..

daha fazla ne olabilir ?
daha fazla ne diyebilir?
ne yazıp ne çizebilirlerdi
insanın kendisine dair.

gel olduğun gibi hayatın içine
serseri gibi
düşman gibi
hırçın bir dalga gibi
bir dava gibi
kalma geride.

hatalarından dönerken daha,
bir eski hatıra gibi bırak onları.
sanki çamura bulanmış gibi
olmalarını istediğin gibi
çekilen her sigara gibi
sonu gelecek gibi bırak..





17 Aralık 2013 Salı

Gece Yarısı

Gece yarısı
kendine kalmak.
buralarda yalnız kalmak diye
adlandırılır.
oysa kendine kalmak
kendine en yakın
ve en uzak kalabildiği an.

saat 03:00
aslında saat sıfır
bir hayale uçuşun
hemen öncesi
ve her an öyle.

her an
her yelkovan ve akrep hareketinde
sanki ikinci hayatı çalma uğraşıyla geçer.

her gün kendimi öldürdüm,
kendimi öldürdüğüm her andan sonra
hayatın içinde bir yerlerde
farklı bir ben arayışı,
daha farklı hayatları anlamak
ve yaşamak adına.

sıkılıyorum.
ve sonra çıldırma başlıyor.
ölmeyen her benin ardında
bir çıldırma.
bir hayalin zaferi ardından
o beden ölmeli
ve sonra bir kadeh hayal daha lütfen..

....

bir sigara yak o an,
ilkinin ateşiyle
diğerini.
boğazların kuruyana kadar yak
sonra içini yakacak kadar
viski damlat dudaklarına
tabi eğer paran da varsa.

yazarlar acı çekerek yazar derler
viski yoksa
ve eğer kuru sarma sigarayla içini ısıtıyor
ve karnını sigarayla doyuruyorsan
sadece ''yazarsın'' sen.
bunla da yetinilmiyor.

....

hayatta pek çok can vardı,
hayatta kalmak için
benimde pek çok cana ihtiyacım.

birini tanıyıp sonra diğerlerini tanıyordum,
hiç kopmayacak gibi hayatlar istiyorlardı
sonra kopuyorduk.

aramızdaki tek fark
benim kopacağımızı zaten biliyor oluşum.
sonraları çoğu nefret etti
o anlardan,
belki de hiç tanımamış olmayı dilediler
bende bir sigara yaktım
sokaktaki yeni bir insanın ateşiyle,
ve ateşi yakan insanlar hiç bitmedi
bende tükenmedim.

....

bazen yalnız kalmaktan şikayet edilir,
insan kendini severse
yalnızken de kendine kalmayı sever,
onlar bunun farkında hiç olmadı
bende hiç hatırlatmadım.

nedense
ölmedim,
her defasında hemde.
kafamın içinde hala buradayım
gerçek şu ki
kendine kaldığında
son damlasına kadar tadını çıkarmalıydın.

.....

bir kalabalık yap kendine,
kalabalıkta her çığlık bir fısıltı gibi gelir.
ve hep bir yerlerde hayatta kalırsın
böylece her şey normal gibi gelir
en kötüsünde bile.

tüm evler
konuşmalar
yüzler
kahveler
demlikler
tabaklar
dokunuşlar,
o sırları tutar.

bana sorarsanız ben hep gideceğim
hep bir yerlerde olacağım
kimse bilmeyecek
tahmin etmeyecek
sadece gerçekten istediğinizde
kalacağım..



4 Aralık 2013 Çarşamba

Sigara paketleri de biter

çok soğuk
üşümüyorum
ama çok soğuk.

adım adım
yollar.
yolda durmak durmaktır hani
hiç bir yere yaklaşamamaktır bile.
yolda devam ederken
durur gibi oldum bir an
gerçekten birinin yoluna girdiğinizi
anlamaya yakın olduğunuz
o an da, durur gibi oldum.

başka bir yol yoktu.
başka bir yola ihtiyacım da yoktu.

bende en eylemsizce gelecek hareketi düşündüm,
yapmadan düşünmek bile yetti
o yolda durduğumu düşündüm.

belki beş dakika durdum
düşündüm
hayatımın en  uzun beş dakikasıydı.

kaybetmeye yakın olduğunuzda
ve tam kazandığınız anda
zaman duruyordu.

senaryolar
ve biriken kül tabakası
soğuk hava
alabildiğine soğuk
ama soğuk aklınıza bile gelmiyor.

bir an
olaya dahilsiniz
bir an
sokakta ki
en ışıksız noktada
duruyorsunuz.

neden böyle oluyor bilmiyorum.

çok az oluyor
ama hep aynı şekilde son buluyor.
gece kadar soğuk
yağmur kadar ıslak
sigara paketini tek bir gecede bitirecek kadar
zehirli..

23 Kasım 2013 Cumartesi

Çıldırma

Çıldırma..
böyle devam eder
ve durmadan gider.
bir basketbol topuyla
golf oynamaya kalkarsan
üzülürsün.
ve dirseklerinde kırışıklıklar,
zaman geçmiş;
bacaklarında
ham böcekler gibi selülitler..

...

canın çikolata ister;
sigara yakarsın.
canın uçmak ister;
sigara yakarsın.
uykun gelir sonra;
televizyonu açarsın.
tek intihar girişimin
hapşuruğunu tutmak olur.
gülünecek haline ağladığından
işler biraz karışır.

önce telefonun pin kodunu
sonra doğum gününü
ve bunlardan en son
dünyaya neden geldiğini unutursun..
buna bu taraflarda
yavaşlamak denir.
neden yavaşladığını
düşünmek bile istemez
kaldırımlar üstünde
yürüyen insan..

...

hiç bir zaman
anlayamadığın
bir matematik sorusu gibi
karşına çıkar
çocukluk arkadaşların.
boyun uzar önce
bir çok güneş doğar
daha bitirmediğin gecelerde.
sonra
çocukluk arkadaşların geride kalır.
bir yarışta geride kalan
bir at dan çok daha talihsizce..
bu biyolojik bir süreç
matematiksel bir hesaplaşmadır.

bir çok bilinmeyeni yan yana
getirmekten çok daha
çarpıcı bir karışıklıktır ve sıfır
her şeydir.

sıfırdan başlamak
oldukça çocukça kalırken
sıfırda bitmek
belki makul olmayan
ama çıkarımı olan bir sonuçtur.

...

çıldırma böyle devam eder.
mumlar ısınmak,

bazı mesafeler ayrılmak içindir.

gece bitip
yine bir gün doğduğunda,
yapmadığın her hamle
ve oturduğun o koltuk
uzandığın o yatak
seni yutabilir.

ve sıfır
her şeydir.

bütün sayılar
onundur.
onu takip etmek
ve yok olmak zorundadır.

sıfıra bir değer biçebilmek
bir değer haline getirebilmek
kendi hayatının rakamlarıyla
karar verip
yaşayacağın bir serüvendir.

...

uzaklaşan araç
senden geçtiği
yolları da alır.

büyürsün
ve anıların
arabanın içinde
kalır.

ne kadarını
yanına alacağın
ne kadar istediğine
kalan bir tercih...

18 Kasım 2013 Pazartesi

Eski ve Yeni; Hayatın sonu olmayan yolu üzerinde barınır

Eski olanı severim.
eski olan herhangi bir şeyi
atma fikri,
kesinlik berbat bir fikir.

eski kitaplar
eski sokaklar
eski aşıklar
eski köpeğin
eski evin
eskiyen ne varsa
sanki bir o kadar yeni.

şimdilerde
yeni bir şeyler için de
kötü diyemem
fakat özlemek
yabana atılmıyor.

yeni bir şeylerden
bahsetmişken.
internette insanlarla
sohbet etmek bir olanak
ve iyi olduğunu düşünüyorsun
bir süre,
sonra bambaşka konulara girip
delice gülüyorsun
ama o an,
yanında olmadığım o an,
kaybettiğim çok şey var
gibi geliyor.

bir sohbetin tadı
damağımda kalıyor desem,
abartmış olmam.

genelde beraberce
dışarı çıkıp eğlenip gülme
fikrine sifonu çekeriz.
neden böyle yaparız
bunun üzerine biraz düşünüyorum..
aklıma gelen ilk neden;
bu akıl almaz kutuların içindeki büyünün
bizi ne kadar tembelliğe ittiği.

o an kaçırdığım sıcak gülümsemeler
ve bakışlara dair bir çok his.

o anlarda başka ne gibi şeyler
yaşayabileceğinizi de
teraziye katarsanız eğer,
hayat sonu olmayan bir yolmuş
ve siz bu yolda
daha başlangıç çizgisinde
takılıp kalmışsınız
gibi gelir...

15 Kasım 2013 Cuma

Dudaklarına santimler kala

Bir ara
her zaman ki
yerime doğru
gidiyorum.

denizlerle örülü
sahil yolu gibi
gelen bir sokak,
benim adıma
öyleydi.

yağmurların durmadan
yağdığı haftaların
geçtiği yer,
sadece aşk yağmurlar
yağdırabilir gibi gelir,
hep o vakitlerde
çeyrek geçelerde
ve kalalarda yakalıyorum onu.

yağmur yağıyor,
saçları ıslanıyor.
ara ara baktığını görebiliyorum.
yağmur,
yağ üzerime
hüküm sür.

...

uyuyamam gecelerde,
uzanırım
bir sigara yakar
ve düşünürüm.
aklıma bir şarkı takılıyor
o an,
o an aklıma o da takılıyor
yağıyor üzerime.

bulutlar yokken bile
saçlarından düşen damlalar
yağıyor aklıma.

herşeyi hatırlayamıyorum
o güne ait.

herşeyi hayal ediyorum
hayal meyal.

 ...

sokaktayım tekrar.
sürekli ilerleyen zaman
ve takiplerini sürdüren akreple yelkovan.
yağmur yağıyor,
içimde bir şeylerin katlandığına dair bir şeyler
söylemem gerektiğine dair fikirler.

kadının hayalleri rengarenk,
zamanı bekliyorum.
soğuyan ellerim
yağan yağmurun altında ısınıyor,
kafamda çarpık düşünceler
halka halka
dönüyor.

aklımda yüzü,
dudaklarına santimler kala
zaman duruyor.
nefes alışını hissedebiliyordum
sanki birmiş gibi,
nefes alışları.

hala benim değil?

hala susuyorum?

...

o gecenin sesini unutamam,
çığlıklar yoruldu
pencereler çarpıp durdu
zaman durdu.

onu sımsıkı tutsamda
kaybettim o gece.

hep mi böyle olur?


13 Kasım 2013 Çarşamba

Bazı Ölümler Ve Yaşamak

Gece doğuyordu.
pakedin içinden
bir sigara seçtim,
çakmağa uzandım
ateş parladı
içime çektim
aklıma başkalarının
hayatları uğrayıp
durdu.

çok yorgun
olduklarına
dair bir şeyler..

yolunda gitmeyen
saniyelerin yanında,
kazandıklarının yanında
ara sıra hoşnut
olmayanlar
gibi şeyler geldi.

...

kazandıklarım
o an yok gibiydi.
ve sanki yok gibi
davranmam gerekiyordu.

rahat bulamayan
suni gözyaşları yoklardı onları,
ama var oldukları hissedebiliyordun.

bir damar bıçaklanıyor
sıradaki savunmaz
ve akıl oynanamazları
hissedebiliyordun.

...

bir aylak
ev bulur,
ve tununmak ister hani
öyle bir şeyler
gerekir.

...

günün geç saatlerine doğru,
ışıkların açılmasına yakın,
gizli bir mabet vardır
kısaca -ölüm- derler.

ölümden daha
gerçekçi ne var?
merak ediyorum.
ölümün olduğu bu yerde
başka bir insanın
dişlerini gösterip
gamzelerinin çukur çukur ki
görüntüsü kadar
başka hiçbir şey
çekici olamazdı.

...

dolap altlarındaki
boşluklara süpürülmeyi bekleyen
tonlarca gereksiz üzüntü,
gamzelerini bekleyen yüzler.

ağlayan kadınlar,
doğduğu anın
aslında öldüğü an olduğunu bilmeyen
bebekler,
iki eli başının arasında
belki bir meyhanenin
en fiyakalı adamı;
gamzelerini beklerler
yada öyle bir anı
hayal ederler.

...

karalama düşünceler
çözünmüş sanki,
sigara kutusu yerde
bira şişeleri her masada.
düşünceleri durduramıyor
belki karanlığa doğru koşuyor,
durmaktan iyidir.

...

bilmiyorum sonları nasıl olur?

herşeyin bir zamanı var mıdır? bilmiyorum.

sigaranın bir dumanı var
bir pencere kenarı
hayatın imanı var mı? bilmiyorum

...

soyulmuş
satılmış hayatlar

aylak aylak
çözümsüz gibi

tek bildiğim
bazı ölümler
yaşamak içindir

...

sanırım bir şey varsa
o da,
o ölümlerden
doğmaya inanmak gerektiğine dair bir şeyler....

11 Kasım 2013 Pazartesi

Seç-

Birini seç
sonra bir kanepe
bir daire
insanları seç
ne olacağını
ne yapacağını seç
ruh çökertici
seni kendinden çalan
tv showlarını izlemeyi seç
bir kadın
bir erkek seç,
her seçim
beraberinde
başka bir seçimi doğurur.

seçimlerinden dolayı
umut arıyan insanlar saçılmışlar
bir bir etrafa.

bir kadın seçiyorsun
sonra başka bir kadın,
öpüyorsun
sonra bir diğerini
öp! öpe bildiğin kadar kadın
sağ ayağından
omzuna kadar kadın
istiyorsan eğer
bunu seç.

bir arkadas seç,
çekinme
seçe bildiğin kadar
arkadaş seç,
tanıyabildiğin kadar
hayat,
sonunda azına sıçsalarda
seç, seç ki her seçim
ilerisi için bir seçim
doğursun..

dost seç,
dua et
azına sıçsın bir tanesi.
İstanbulda yağmurlu
bir gün kadar
sık rastlanan bir şey olmayana
kadar seç.

gülmeyi seç,
tüm o insanlar
sana garip garip bakarken
deli gibi gülmeyi seç
seç ki
ölüm seni almaya
geldiğinde titresin.

menüden bir bira seç,
bir bira daha
içmeyi seç.
bir sigara seç sonra
seç ki gecelerin
bir anlamı daha olsun.
ölümüne gülmeyi seç
ölümüne yaşamayı
hayatı titretmeyi
kendinden ödün
vermemeyi seç.

şehvetin
hayata işkence
edene kadar..

kazık atma kendine,
kadınlara
kağıttan adamlara.
eğer insanlar
yanarsa
acıyı seçersin.

...

kimse beni seçmedi.
bu yolda tamamen yalnız yürüyorum
kimseden bunu paylaşmasını da beklemem,
seçtiğim bir yol
kar kadar soğuk
bir martı gibi
şehri yaşarcasına.
insan geceleri de kendine kalamıyorsa
direnci kalmıyor.
düşüncelerin limiti yok
mesafelerin yok
hayallerin yok
seçimlerin
hiç bir sınırı yok..
sigara kül tablasını
doldurana
gece sabaha
dönene kadar
sınır yok
düşünmelerde.


insanlar sana baktıklarında
yaşamadıklarını hissetsin.

bir seçim olma.

seç 

...

ölüm
seni alana
kadar

seç

ta ki
ölüm
titreyene
kadar

...

30 Ekim 2013 Çarşamba

İnsanlarla kıyaslamaya başladığın anda, hayatın için aramaya değer bir temel oluşturursun...

Sadece bir adamsın,
yaptığın kadarını alan
bir adam.
ve bazen
fazlasıyla yanlarına
bırakırsın olan
ve biteni.

içimizdeki uyumsuzluk
hissini hatırlatır
lüzumsuz insanlar.
çağının gerisinde kalmış,
yaşlandığını unutmuş,
bir meyve adına olgunlaşmamış,
olsunlar
olabildikleri kadar olsunlar
sanırım asıl önemli nokta,
oldukları gibi kalabilmeleri.
olmadı
geç
bir sigara daha yak
geç.

Friedrich Nietzsche' nin
bir sözü vardı;
''derin olduğunu bilen kimse,
kolay anlaşılır olmaya çalışır.
kalabalığa derin görünmekten hoşlanan kimse,
anlaşılmaz olmaya çalışır.
kalabalık, dibini göremediği her şeyi derin sanır çünkü. ''
....
oysa dibini görmekten
o kadar aciz ki bu kalabalıktakiler.
dibe en yakın olduklarında
kalabalık arasında maskelerini geçiriyorlar.
anlaşılmaz gibi görünme çabaları var.
kalabalığa entegre olmak adına
seçtikleri yolda,
bozuk para gibi
karakterleri harcamak
sanırım her şeyin önüne geçiyor
onlar adına.
zaman geçer,
derin görünmekten hoşlanan
sıradanlaşmış ve artık sadece bir kalabalığın adamı
olarak kalmış adamlar adına
yine de bir sigara yakarsın...
....
sakın insanların üzerine bir temel kurma,
''sakın'' zor kelime
ama hayat böyle der.
bir an kuracaksın,
o anı özlemle bekleme
geldiğinde de bırakma
gözlerinde görmeden de
inanma onlara.
kendine sorular
sormaktan alıkoyma kendini,
en doğru cevaplar
bazen en çok duymaktan kaçtıklarındır.
....
git kalelerin üzerine temel kur
hayvanların üzerine kur
ağaçlar üzerine
uçan bir kuşun üzerine bir hayat kur
gülen çocuklar üzerine kur
insanlar üzerine kurma

her şeyi
insanlarla kıyaslamaya
başladığın anda,
hayatın için
aramaya değer
bir temel oluşturursun...

buna değer...
denemeye
değer...

28 Ekim 2013 Pazartesi

Sıkılıyorum Sıkılmakta Olanbitenden

Bir zaman vardı,
tam olarak ne olduğuna dair
bir şeyler düşünüyordum.
bir kaç gün
sanki tek başıma gibiydim.
yaptıklarım
yapmak istediklerime yetmiyordu.
ne yapmam gerektiğini düşündüm,
ve aklıma gelen ilk cevap
yapmak istediklerim için
ne yapıyorum?
sorusunu kendi kendime
sormak oldu.

bu bir kaç günde
aynı sokaklara uğrayıp durdum.
karşıma bir kaç kadın çıktı,
sigaramı içerken onlara baktım
bir şeyler yapmamı bekler gibi
baktılar.
sigaramı bitirdim,
ve olağan zamana
geri döndüm.

çalıştığım cafeye gidiyorum,
ve insanlar için yemekler yapıyorum.
onlar beni tanımıyorlar
yemeklerin tadları damaklarında kalıyor.
ve onları tanımıyorum.
ordan çıkıp bir bara doğru
hareket ediyorum gece,
bir bira içip kalkmayı bekliyorum.
beklerken tanıdık insanlarla
muhabbet etmek
zorunda kalıyor,
sonra çekip gidiyorsunuz.

ne kadar sıkıcı bir devamlılık
hali,
anlatamıyorum.

fark yaratacak bir şeyler peşindeyken,
olağan sokağınızdan sapamadığınız
anlar silsilesi devam ediyor.

ne kadar sıkılıyorum
anlatamıyorum.

insanlar ne kadar sıkıldıklarını
anlatıp duruyorlar.
ve fazlasıyla memnun gözüküyor yüzleri.

ne kadar sıkılıyorum
anlatamıyorum.

bir sona yaklaşıyorum
bir başlangıç cümlesi arıyorum
bundan o kadar sıkılıyorum
ama
anlatamıyorum.


17 Ekim 2013 Perşembe

Rüzgara Karşı İşemek

...
ne ilgisi vardı?
ne önemi?
herkes
tanıdığım herkes
anlamsız hamleler
peşindeydi.

kendini anlamlı
kılan bir şeyle tanışmayalı
koca bir dünya zamanı geçmişti.
en izbe mahallerde de böyleydi
en iştihamlı saraylarda da.

birini öpüyordun,
sonra bir diğerini.
birini özlüyor gibiydi
sonra bir diğerini.
birini düzüyordun
sonra bir diğerini.
ne önemi vardı?
ne ilgisi vardı ki
sigaramla?

ruhunu tamamen kaybetmekle
felan ilgisi yoktu hiç,
rüzgara karşı işemek gibiydi hepsi.

gereksinim duymuyordum onlara,
aklımı felan doldurdukları da yoktu.
zamanımdan çaldılar
yada ben biraz çaldım
ikisi arasında bir şey gibiydi.
bir şey ifade etmesi
gerekiyor gibiydi
ama ne önemi vardı
bilmiyordum.

yalanlar söylüyordum onlara,
aslında doğru bir tarafı vardı.
kolayca kaçılmıyordu
kadınlardan.
kadınlar ağlıyordu,
ne zaman azıma bir kaç cümle getirsem
kadınlar hep ağlıyordu.
sonra biraz hoşça
zaman geçiyordu
ve o kadar.

ne önemi vardı?
ne ilgisi vardı benimle?
bırak
ve gitsinler.
zaman durmuyordu
bırak
ve gitsinler.

hiç ölü bir kadın düzen
yoktur heralde.
şöyle bir bakıyorsun geriye
ve çoğu ölü gibiydi,
demeden olmuyor.
belki de yalnız olmak
yalnız kalpte olmaktan
çok daha iyidir.

hem ne önemi vardı?
dış görünüşü havalı
cebinde babadan kalma paralarla
altında bir araba
kadınları asla anlamayan
anlaşılmaz gösteriş budalaları
ne de yarıklı ama
ve al sana bir yarıklı için
yarıklı bir adam.
yarık yarıştırmacası gibi
bir zaman..

ne önemi var?
bilmiyorum.
ama bildiğim bir şey var.
sorun,
hayatında birinin olamaması
felan değildi
hiç bir zaman.
sanırım asıl sorun
o birinin hayatında
olamamaktan geçiyordu...







11 Ekim 2013 Cuma

Hayatın içinde kaybolmaya dair

....
sokakları adımlıyorduk
sanırım yolun az ilerisinde
son buluyordu yolculuk.
buraya kadardı sanırım,
diyordum.

aramamı istemedi
bu geceden sonra,
fazla zaman yoktu
gitmemesi için
ufak nedenler arıyordu kafam.
aramasan daha iyi olur,
diye bir şeyler söyledi.
bi an durdum,
tanıştığım bu anların
farklı olduğuna dair
bir iki şey söylediğimi hatırlıyorum,
oldukça farklı bir kilometre taşıydı..

hayatın içinde kaybolmamasını söyledim..
ve sonra uzun bir sokak boyunca ilerledi,
ara ara arkamı dönüp baktım
kaybolmaya oldukça yakındı.

sonra bir şeyler yazmak istedim o gece.
bir şeyler yazdıldı da o akşam,
yarım şişe jack eşlik etmişti.
tabakanın içine bir kule inşa ediyordum
aferim bana.
sanki o anın külleri dökülüyordu
sabaha karşı..

pek tanımıyordu aslında,
anlamaya başlamıştı.
yazı yazmamanın benim için ne kadar
önemli olduğuna dair kendimle
konuşmaya meyilliyimdir,
ne kadar gerekli olduğuna dair.
çoğu an yazmak fazlasıyla zor,
ve gerçekten acı çektiğin anlarda
fazlasıyla zor ve bir o kadar kolay.
bu anların nefesini almak
hem bağlayıcı hem koparıcı bir şey.
yazmanı sağlayan şeyden uzaklaştıkça
kendine yaklaşıyor ama ona uzak kalıyordun,
oldukça zor bir seçim gibiydi.

bazı şeyleri söylemenin
hiç bir basit yanı yoktur.
belki de en basiti yazmaktır
bir yazar için.

birisiyle tanışırsın,
ve sanki
kazara olmuş gibi gelir.
bunu beklediğini
söylemek akla ihanet olurdu.
zaten hep kazara olmaz mı.

bir an görüyorsun
bir an bakıyor
bir şeyler söylüyorsun birbirine
bir şeyler içiyorsun bir köşe de
bir an öpüyorsun
ne olduğunu bile anlamadan daha.
ve ardından
bu anın içinde kalmak
istediğine dair
aklına bir çivi çakıyorsun sanki.

sokağın sonuna kadar giderken
aklında bir his kalıyor;
beklediğin kişinin o olmasına dair bir şeyler.
bir şekilde gülümsetiyor
aklını alıyor
dikkat isteyen
bir uğraş gibi
geliyor her an.

sen biraz daha gidiyorsun
göremiyorum artık kalabalık arasında
biraz daha gidiyorsun..
biraz daha korkuyorum sonra....

ve daha fazla.
duruyorum o an sadece
ve hayatın içinde bir yerlerde
kaybolup gideceğime dair
bir his kalıyor..






8 Ekim 2013 Salı

-Mim- ilk mim denemesi /mimeyjın

1- En çok kırıldığın - incindiğin kelime
''ya kanka cok sıkıldım bu akşam napıcaz?'' diye bi kelime zinciri kurulduğunda cok kırılıyorum. nasıl ne yapıcaz durumları oluyo. bende panik yapıyorum ama olmaz ki, içim gidiyor içim. daralıyorum. bunalıyorum. 

2- "herkesin kullandığı bir kelime olur, ama senin için bir insan vardır ve o özel insan; o kelimeyi kullandığında alınırsın" cümlesi hakkında ne düşünüyorsun?
yok böyle bi kelime ya. bi kelimeye alınmam yani, sittir der geçerim.

3- Seni en çok duygulandıran şarkı?
Lıl wayne - bruno mars / mirror bu şarkının bende bıraktığı bi iki anı ve hatıra vardır. her dinlediğimde kesinlikle farklı bi sokağa, bi bara veya birilerinin aklına yolculuk ederim.

4- Daha önce seni bırakan birisi geldi, senden ikinci bir şans istedi. Sende verdin, ama buna rağmen yine bırakıp gitti. Şimdi pişman, ne yaparsın, ne hissedersin?
Pişmaniye alıp yesin. beni bağlamaz bağlasa bağlasa bağlama çalarım o bağlar. ayakkabı bağcıkları bağlar. o kadar yani. pişman olan tittir olsun gitsin o saatten sonra. bişeyler yapabilmem için harbiden ama harbiden sevmiş olmam gerekir. 

5- Nefret mi Aşk mı?
Aşkın içinde nefret denen bişey varsa o aşkı daha da kızıştırabilirde, sittirip attırabilirde. o hatuna bağla bişey. nefretimle aşkımın doğru orantısı diyelim geçelim biz. 

6- Birinin kalbini kırdığında nasıl gönlünü alırsın?
Kendim olurum. karşısına geçerim ve o yeter. genelde böyle olmuştur. dağıtırım abi konuyu, ordan oraya atlarım bi an o gülümsemeyi alırım illa ki aldığımda da artık barış okunu dikerim oraya bi yere. tamamdır ohhh. 

7- Nasıl ağlarsın? Bağırarak? İçine Atarak?
Ağlarken zevk almak lazım. düşünemiyorum ama burnumdan baloncuklar cıksa böyle sonra bi gülerim bi gülerim her yer salya sümük felan asdsfsd ne güzel. yok doğrusu ağlıcak bi durum olsa bu beni sinirli ve güçlü yapar sert bi hal tavır takınırım ve cidden sinir yaparım olucağı budur yani.

8- En korktuğun şey?
Zamamın boşa geçtiğini hissettiğim her an her saniye korkarım. benim için boşa geçen zaman en korkutucu şeylerden biri sanırım.

9- Ruhun sıkıldığında ne yapmayı seversin? Kendini nasıl sakinleştirirsin?
İlk kaçtığım şeylerden biri kesinlikle müzik olur. sonrasında bi kahve ve sigara tabiki kaçmak istediğim yerlerden. ve yalnız gezip tozmayı sonrasında kayvemi yapıp sigaramla yazımını da yazıyorsam yavastan dönerim kendime.

10- Bazen kızılmasından hoşlanırsın, peki en çok ne için kızılmasını seversin?
ben boyuna gülmekten kırılırken karsımda ki sözlerim karsısında bozuk robot gibi bi gülüp bi kızarkenki hali on numaradır. sadsdfsasd yenir la o. :P

11- Şiir, öykü, müzik, deneme?
Şiir ve tabi ki hayatın ana temalarından müzik.

12- En son ne için ağladın?
Birini kaybetme duygusunu düşündüğüm bi anda. bi kaç damla akmıstır elbet..

13- Birinde hemen etkilendiğin özellik?
Kesinlikle bakışları ve gülümsemesi derim. kişi hakkında ilk intibam o anda oluşur. 

14- Dayanamadığın şey?
Bişeyler yazmak ve söylemek istediğimde bişeyler beni engelliyorsa dayanamam abi. bu durum kesinlikle içimi kemirir. veya yapmak isteyip yapamadığım ertelediğim ve kaçan fırsatların hepsi kötüdür. kendi sucundur ve geride kalan o his bi dayanak değil bi çukurdur zamanın içinde. sıkıntı sıkıntı.

15- En sevdiğin duygu?
Bekle bekle bekle.... wait wait... ve sonra çiş! çiş! çiş lan ! işediğin o an varya dünya senin olur. öyle ki bida gelsin diye dua eder. hatta cok zorlarsan rüyanda bile çişeyebilirsin.

Melodram ' mim için teşekkürler.





4 Ekim 2013 Cuma

Bazı ölümler sadece yaşamak içindir

Yaşlı bi adam,
hayata bak
biraz onun gibi.

Koşuşturmaların
arasında bir yaşlı
adam gibiydi zaman.

Aşk kaybı,
ne de masraflı.

Gözlerdeki bakışlar,
yuvarlanan
bozuk paralar gibi
eski ve hep aynı olan
sokakları dolaşıyor.

Akşam gezmeleri
için fazla yalnız.
neon sokaklarda
çırılçıplak gezen
insanlar.
bir şeyleri
kendinden tamamen
kaybetmiş olan
daha çıplaklar var birde.

Şehirde yalnız
bir ziyaretçi,
ve hep yanlış
insanlara hizmet
vermiş.
yanlış dudaklara,
üşüyen ellere
hizmet etmiş
binlerce ziyaretçi.

Hala yaşıyor
olan bir genç kız
gördüm bi gece.
bir ziyaretçiydi ve
hala yaşıyor gibiydi,
öyle bakıyordu ara ara
gizliden gizliye.
ve öyle gülüyordu ki
sadece benim görebildiğim
bir şey gibiydi.

Gözünde donuk
bir bakış vardı.
uyanmam diyordum,
sürebilecek bir hayaldi.
öldüm gibi geliyordu,
aslında en çok da
o an yaşıyordum.

Ne kadar sarhoş
olduğumu hatırlamıyorum.
belki uyanmamak adına
daha çok içtiğim aklıma geliyor.

Bir an bütün ışıklar
kapanmıştı.
kimse merak etmedi
o andan sonra.
bir kaç kez aynı
mekanda
benzer şarkıları dinlerken
buldum kendimi.
zaman geçti,
şişeler bitti
ve o gelmedi.

Tam kaçarken yakaladım
ve tam yakaladığımda
gitmişti sanki.

Ayrılmak bir kelime.
sıradaki, gönüllüler.
savunmasız ve
akıl bağlanamaz olanlar.
o geceden sonra
gelen sıradan kadınlar.

Sigara kutusu yerde.
ve tek birşey akla geliyor;
''bazı ölümler sadece yaşamak içindir.''


3 Ekim 2013 Perşembe

Soluk soluğa

Aklı havada, kafası yerin bin dibinde
Hileler deniyor ruhunu aldatmak için
Kafasını kaybetmiş
Düşüncelerin attığı bir çukurda, çıkmaz da
Hiçbir şey olmayacak gibi geçen bir zaman
Tam yanında bir solukluk boşluk
Nefes alamamanın doruk noktası
Hiçbir şey durmuyor ama akıl teslim olmuş
Bira şişeleri birbirine vuruyor

Konuşmaya çalışıyor dudaklarında
Kelimeler bir rüya görüyor o an
Çıplak bedeni ruhumda
Uyanık yattığım bir çok kısa film var

Sonrasında aldığımız darbeler
Ve geride kalan, hissettiklerin…
Onu hala özliceğin bir an gelir mi
Yoksa siktirip gider misin bu oyundan
Üstelik daha hiç başlamadığın bir anda..

İç çekişler ve çığlıklar
Kafasının içinde bir hastalık gibi…
Özlemeyi bıraktığın bir an gelebilir mi
Sadece bunu düşünmeyi bıraktığın bir an gelebilir mi
Her şeyin sona erdiği tek bir kıyamet anı….
Ardından kalan,
Her şeyden nefret eden bir beden
Neden ?

Onunla ilgili her şeyden nefret ediyor
Ama onu seviyor
Seni neden seviyorum ki?
Nefret ediyorum
Seni neden seviyorum ki?
Benimle ilgili her şeyden nefret ediyor
Beni neden seviyor peki?
Ben nefret ediyorum
Sen nefret ediyorsun
Seviyorum bu oyunu
Ölü ruhumda
Tek bir canlı gibi
Ruhumu soluyor…

Neden seviyoruz ki?
Neden sevişirken nefret ediyor
Ama yine seviyoruz.

Ölmek sadece ruhun teslimi değil,
Ölmek yaşadığın bir bedeni
Soluk soluğa kalarak nefes almak istemek gibi…

Her acı çekişinde
yeniden başlamak ister gibi..


26 Eylül 2013 Perşembe

Bir -kül tabakası- kadar bir an

Bazı anlar
sanki
herşeyin
mutlak
bir güçle
bastırılabiliceğine
inanır
bir ruh.

kendine
denk,
ve sadece
kendi
için hazırlanmış
bir ruha
inanmak gibi.

lakin
böyle
hissettiği
bir günde
o birşey
keşfetti.
minicik
şeylerin,
sıradan bir
gülümsemenin
bile
karanlığı
uzaklaştırdığını.
naçizane
aşkların,
nezaketin,
mutlak güç
olduğunu
hakkında
bir şeyler.

keza
ödün koptuğunda
seni yüreklendiren şey,
bir gülümseme
kadar basitti
aslında.

sigara orada,
o anda yanmaya
başlıyor.
yağmur yağıyor
bir bomonti
var yanında.
bir barda
açılan radyo
kanalında
denk geldiği,
melodisini
aklına kazıyıp,
içtiği bir
gece
ve sonra
sıradan
bir kül tabakasını
dolduracak
kadar
biriktiriyor
külleri.

gece boyu
morali
bozuk,
ve açıklaması
zor bir zamanda
o kadın
bara doğru
birkaç adım
attı.

küllerden yapılma
gri bir perdelerin
arkasında
yanmış
bir kaç
kelime gibi
tutuyordu
kendini
kadına karşı.
ve dumanlar
yükseliyordu
kafadan.
yavaştan
dumanlar
kaplıyordu
ölmüş
sabaha
doğru.

hey aşk,
siktirip git!
dedi kedi kendine.
beyni,
onun
tehlikeli
olduğunu
söylüyor.
midesi
bulunmaz
olduğunu.
sigarası
sönmeden
ateşiyle
diğerini
yakıyordu.

bir an
bara doğru
geldi.
ve birden
tanıdı onu.
küllerden
doğan
somurtkan
bir öpücük,
tüm mevsimleri
alıp götürecektir
yanında
ve öylede oldu.

ama bazen
dumanlar
burda
kalacak
gibi oluyor.

oysa
       bugün
       sonsuz olmalıydı...

19 Eylül 2013 Perşembe

-Sıradan-

Bir dünya 
içerisinde 
"cinayet" 
sebebi 
olabilecek
bir "cümle"nin, 
diğer 
bir dünya 
için
"yaşatma ve koruma" 
sebebi 
olabileceğini 
ayan beyan 
görmek,
işte bunlar 
yaşamışlıktır.

bazen 
koşullar 
uygunken bile
yaşamışlığının
farkınına varmaz
hayatın içinde
yaşıyor olan
birey.

bazen 
farkına 
vardığı 
şeyler,
beton bir
şehre çıkar,
betondan
kadınlara ve adamlara,
gri martılara
uçsuz merdivenlere
kaybedenlerin sokağına
ve lambasız 
bi sokağa.

bazenler 
can sıkarlar. 
tekrarlanan
herşey 
sıkar zaten. 
ve akla 
bi soru gelir;
tekrarlanmayan
şeyler 
ne kadar
kalıcı olabilir ki?
peki 
bir tablo
kaç farklı
şekilde
hissedilebilir?
her ısırık
aynı 
hazzı mı
verir ki?
ya da
her öpüşme?

bir
bilgenin de
dediği gibi;
''zincirlerimizden
başka
kaybedeceğimiz
birşey
yok''

sıradan
olanı 
yaşadığın 
müddetçe
kaybedensin
sen.

11 Eylül 2013 Çarşamba

O -an-

Ölü güneşler doğuyordu.
geçen her akşam da,
yağan her yağmurda,
gözlerini kafamın içine hapsetti.

öyle garip bir sarhoşluk vardı.
geceleri çalan bir şarkının içinde,
ruhunu hissedip
gülümsediği bir anın içine hapsediyordum kendimi.
şarkının kaçkez tekrarladığını hatırlayamıyordum,
ne kadar içtiğimi
ve ne kadar ayık kalabildiğimi
hatırlayamıyordum.

anılar, sanki bir kaç saniye ötesine aittiler.
çalan bir şarkı
bir köşedeki daktilom
bir fotoğraf
ve bıraktığı üç kız çocuğu.

hepsinin yüzünde ondan kalan bir ruh,
bir bakış ve gülümseme.
nasıl gülümsediğini...
öyle bağlayıcı bir şeydi ki,
öyle tutkulu...

kısa bir zamanda, oldukça bağlayıcıydı.
hafızamı da onu bıraktığım yerde bıraktı,
ellerini son tuttuğum yerde
gözlerini sonsuz karanlığa adadığı o anda,
gece olup uzandığımda
şuan da değildim hiçbir zaman.
ve son bulmayacaktı tüm bu akıl oyunları...

mezarına toprak atarken
geçen saniyeler de toprağı kazıyordu aklım..
sanki tekrar ulaşabilirmiş gibi.
tırnaklarımın arasında kirli toprak birikintisi,
kazıyordum durmadan
kazıyordum anılarını
koparıyordum kendimi şu andan...

başımı çevirdim bir saniye,
üç kız bana bakıp ağlıyorlardı.
kendi fırtınamın içinde,
bir de onların gözyaşlarıyla yalpalıyordum...

oysa bir süre sonra anlıcaktım,
bir sonraki güne
günaydın dememin tek nedeni olarak sunulmuşlardı
ondan bana kalan üç güzel kız çocuğu....




10 Eylül 2013 Salı

Kadın&Erkek Olduğunla Kalmak

Gece vardı,
karanlığın
gölgesi.
onlar olmasa
bir günün
bitip
bir diğerinin
başladığını
anlayamazdım.

insan
herşeyi
anlatamıyor.
zaten
kelimelerin
yetebildiğini
söylemekte
kimse için
doğru
olamazdı.
ama eylemler
yeterli
olurdu.

geçen
bir zamandan
daha yeterli.

mesela
insan,
bazen
ne kadar
sıkıldığını
ve neyi
aradığını
bildiği
halde
bunu
unutur.
bazen de
unutmak
adına
içer.

ifade
edemediğinde,
o şey
daha çarpıcı
bir hal alır.

geçen
zamansa
susturulan
o ifadeyi bile
öldürür.

bir süre
sonra
biraz sıkılırsın
herşeyden.
konuşmamak
paylaşmamak
sıkıcılığa
neden olur.

ve herşeyi
unutmak
adına
veya
bunlardan
kaçmak
adına içer
insan.

şüphesiz
buda bizi
tekrar kelimelerin
yetersizliğine
getirir.
sonuç;
dünyanın bizi duymayışıydı.

dünya
bir sahne,
ama roller
bazen yanlış
oynanır
veya baştan
yanlış
dağıtılmıştır.
kadın ve
erkek adına
yanlış tesadüfler
ve yanlış
bir
durak hali.

bu oyunda
gecenin
sonunda
bir sigara
yakılıp
bir bira açılmışsa
şayet,
kadın hatalarını
sevimli hale
getirememiş
ve kadın
olduğuyla
kalmıştır
sadece.

ve eğer
erkekte
böyle bir
geceye
adım atmışsa
bira şişeleri
altında,
o da
erkek
olduğuyla
kalır sadece...

29 Ağustos 2013 Perşembe

Bira Şişeleride Biter

Yanlış
nedenlerden sevilir,
ve bazende 
doğru 
nedenlerden dolayı 
nefret edilir.
ya da aslında 
hiç haketmediğin 
nedenlerden 
övülürsün.

etrafındaki
takdir dolu
bakışlar
altında,
yanlışların 
bir önemi kalmaz.
artık 
olmadığın 
biri gibi 
olmaya 
adım adım 
yaklaşırsın.

hiç senin
olmamış 
kadınları, 
sana sahip 
olabilmiş 
hissiyatıyla
uğurlarsın 
sabahın nefesinde.

yanlışlardan
doğrular 
çıkarmaktır 
hayatın. 
yanlışları 
sevenler,
zamanla 
yalanları 
sevmeye başlarlar.
ama 
kadınları 
herşeyden 
daha çok severler.

şimdilerde
kimi
kadınlar,
spor 
yapıyor 
yalanları 
unutmak adına.
kimi olabildiğince 
yemek yiyor,
kendini meşgul 
edecek kadar 
içiyor.
kimi sigara 
yakıyor, 
sıradan bir 
kül tabakasını 
dolduracaktan 
biraz daha fazlaca.

bu gece
gençliğe 
içiyoruz diyor
kimileri.
ve gerçeğe 
hızla tutunmaya
biralarını kaldırıyor.
unutmak 
istedikleri 
adamlara kaldırıyorlar
biralarını.

sahip olduklarını
kaybetmek 
istemeyen 
ruhlar,
her gece
içer oluyor.
yalanlar 
ardında ki 
her anına 
içiyor.

İstanbul da 
yağmurlu 
bir gün kadar
güzel rastlanan
yalanlara 
yakıyor ateşini,
dudaklarını 
yalanlara katıyor
dar sokaklarda, 
rahat bir yatakta
şarap dudaklarını 
değdiriyor
bir başka 
yalana belkide.

gece
sokaklara
kalan 
gecenin 
tozu ve yalanı;
onlar, 
sabahın 
çöpçülerini 
beklerler sanki. 

ve yalanlar
asla süpürülmezler.
yalan öpüşmeler
ve sevişmeler
asla süpürülmezler.

bir dudak 
diğerinden 
hep birşeyler
çalar. 
ve ardından
şarkılar çalmaya 
başlar
kaçanın ardından.

ıstırap 
gözyaşlarından
oluşmuş
okyanus
dolusu 
bakışlar...
şimdi çoktan
gittiler
ve o kadınlar
sanki karşılarımızda
oturuyor.
unutmayı
hatırlamayı
unuttuklarını biliyorum.
unutulmayı 
asla 
sevmediler.

ve
bira 
şişemdeki 
alkolün
henüz
bittiğini 
farkediyorum.





22 Ağustos 2013 Perşembe

Bir garip sarhoşluk

Tutunmak 
ister 
gibi...

Tutunamazken 
bir tene 
parmak 
uçlarınla
ya da 
nefes 
alamazsa 
yanında
gözleri 
kıskançlıktan 
bakamazken 
başka 
bir bedene
ulaşamazken 
ona,
garip 
bir hayale 
mal olursa 
bir hayat
göz yaşları 
akarsa
içkisinden
bir gece 
asla bitmez…

Bir 
balıkçının 
tuttuğu 
balıklarsa hayat
balıklar 
mutsuzsa 
koparıldığına,
bir çocuk 
balonlar
arasında 
mutsuzsa 
eğer,
bir adam 
hatalarına 
sadece 
içerse,
bir kadın 
ağlarsa 
bir köşede
sunarsa
bedenini 
tanımadığı 
bir vücuda 
istemeden,
bir kızıl 
dereli 
sözlerini 
boşa sarfaderse,
yenildiği
hayata 
teslim 
olursa 
bir beden,
yalnızlığın
kucağın da 
ölümü 
bekleyenlerin 
bir durağı varsa,
ve biz 
bu durak da 
yalnız değilsek
tanrı bizimle 
dalga geçiyor olmalı…

Ellerini 
kavuşturmuş 
zor bir adam 
şiir yazmaya 
kalkışırsa…

Küçük bir kadın 
ağlarsa 
büyük adamına,
hayaller de 
yalnızlaşırsa 
küçük bir sokakta
bir fahişe de 
kalırsa yalnız
yalnızlık utanır...

Belki biraz 
yağmur yağar 
hayatın onursuzluğana
tanrı da işin 
içine kendini atar, 
o da katarsa 
bu yağmura 
birkaç damla
umudun kucağında 
ölü bakışlar 
kalırsa sadece,
içeriz bizde 
hayatın onursuzluğuna...

Zor adam 
dağıtamazsa 
kafasını düşüncelerden,
ağlarsa tekrar uzaktaki kadın
kimse el ele tutuşmazsa
iki aşık öpüşemezse bir daha
bakamazsak özgür bakışlarımıza bir daha asla
dokunamazsak bir daha bir tene
malum olur düşünceler tekrar kağıda,
yazılanlar artık silgilerle yazılıp kalemlerle silinirse eğer,
güzel bir günde bile nefesi daralır şairin…

Biraz umut olur, biraz ihtiras
biraz fahişe olur, biraz ağlayan bir kadın
biraz ağlayan zor bir adam olur, biraz balık…
bana biraz ufak köşenizden bahsedin. Koca dünyadan ufak bir köşe.
gerisini beraber halledelim.
biraz limon sıkarız.

Yarın ölecekmiş gibi bükülmüş bir kitabın içinde,
belki sayfaları atlayıp, devam eder
belki meraktan,
sonunu okur
ve ölürüz...