Sayfalar

25 Ekim 2014 Cumartesi

uyuşmuş

hayatımda ilk defa gerçekten kim olduğumu sorguluyorum bu sabah. neye benzediğimi ve ne kadar kendim olarak kalabildiğim hakkında şüphelerim var. insanların bir duruşu olur, biz onlara kişilik diyoruz. hayatımda ilk defa kendi kişiliğimden uzaklaştığımı fark ettim. değer verdiğim bir avuç insan bir avuç hobi var kendi adıma, ve her zaman yanımda bir bohça gibi taşıdığım hayallerim.

ben çok korkak bir  insan oldum bu sabah, aynada ki yansımama bakıyorum sanki gözlerime yansıtılmış, bana artık öyle olmam fısıldanmıştı sanki. nedeni çok basitti doğru olarak düşündüğüm şeylerden özürler diliyordum, inandığım değerlerden özür diliyordum, hissettiğim şeylerden özür diliyordum. bana  düşüncelerim iteleniyordu, bana inandığım şeylerin düşündüğüm şeylerin değersizliği serpiliyordu. ve sırf inandığın şeylere koşarken koyuyor, değerlerim için ölmeyi göze almayacağım hissine kapılsam bir an, varsın öldürsünler beni.

her sabah uyanıp, ileriye doğru bir adım atmak istediğinizi düşünün. ben çokça vakit inandığım şeylerden, düşüncelerimden geriye itilmeye mahkum kılınıyorum. bunu her sabah ileriye adımlar atmak için çabalarken yaptığınızı düşünün. ben bir merdivenin son basamağı gibiyim, üzerimden atlayıp zemine varılabiliyor. kendimi böyle tanımadım, noldu bana böyle. neden yabancılaşıyorum, neden etrafımda ki dostlarımın sesi kısılmış hissediyorum. biz karanlıkta ki ışığı göremeyecek kadar kör mü olduk.

insan sadece ölümle kaybetmiyor değerlerini, behsat abi güzel söylemiş. ben kimseyi kandırmadım, ben kimseden hayallerini bırakıp bedenimi esir alacak kadar aptal olmadım. düşüncelerim hiç bu kadar fakir kılınmadı, insan kendini kaybettiğini hisseder mi. aynaya baktığında yansımasını göremez mi insan. insan deli gibi sarıldığına değil, sarılamadığına aşık olur diyorlar. aşk nedir ki?

ne değildir biliyorum. suçlamalar değildir. aşk özürler beklemez. sarılmayı bekler. koklamayı bekler. dokunmayı bekler. başını omzuna dayadığında anlaşılmayı, uzaktayken parçanın tamamlanmasını bekler sabırla. eğer bir kere aşık olduysan, geçmişi sormazsın bir daha. o aklında kim varsa, gece uyuyamıyorsan o aşktır. geceleri içtiğin şarap gündüzüne kadar dahil oluyorsa budur, rakına eşlik edip kadehini doldurmaktır. sevişmektir, kıskanmaktır lan aşk.

düşündüm, insan hep düşünüyor da en çok kendine söylemiyor düşündüklerini. en çok kendinden kaçıyor. kendimi üzdüğüm kadar kimseyi üzmedim la şu hayatta. bu benim en büyük lafım en çok yakıştırdığım. kendimden en çok utandığım şey. en büyük hatam. herkesin benden beklentileri var, herkes neler beklediğini anlatıyor sadece. koşulları var şartları. olum size bir şey diycem ben de insanım lan benimde beklentilerim isteklerim, sahip olma arzusuyla tutuşup ulaşamadığım isteklerim var. ben kime anlatıcam lan bunları ben kimden isticem olum. kaçınıza gelip bir şey istedim, kaçınıza gelip hayallerime uzak kaldığımı, kaçınıza yalnız hissettiğimi söyledim. tek hatam hep sizi dinlemek. ben, ben nasıl olsa mutluyum. hiç bir sorunum yok lan benim. müthiş bir hayatım var.

bazen diyorum ki, ulan derdimizi sikeyim. ne dertmiş, kahrolsun tüm dertler. tüm dertler susmuş beni dinliyor sanki, sanki bir bok yaşıyorum da bir derdim var. neden bunu yapıyorum neden amınakoyim.

hayatınızdaki en büyük hata susmaktır, o da korkmaktandır bir şeyleri kaybetmeye olan korkunuz. neden korkarsınız size anlatım, gerçekten korkmanız gereken şeyi anlatim size. babanızı kaybetmeye yaklaşırsınız, bir kaza geçirir ve tüm hayatınızı size adamış ulan idol dediğiniz o adamdan bahsediyorum. yok olur, gidiyo dersiniz işte o an korkarsınız. sevdiğiniz kadın kollarınız arasından sıyrılıp ölmek üzeredir işte o an korkarsınız. ama siktiğimin hayatında bana başka şeylerden korkmaktan bahsetmeyin.

kimsenin neye inandığını sorgulamayın lan. kimi gider oralete inanır. kimi özgürlüğe, kimi karıya kız inanır kimi paraya, ama siktirtmeyin karışmayın lan. oralete inanıyosanız gidin bir oralet için gidin oralet seven adama oralet ısmarlayın siktirtmeyin olum beyninizi gidin yapın.

hayalet miyim olum ben. ben kurşun geçirmez miyim olum. ben üzülmem mi ben ağlamıyor muyum lan. görmediğiniz değerlerimi yargılamayın olum neler verdiğimi söyletmeyin bana neler yaptığımı söyletmeyin iyiliklerimden bahsettirmeyin olum bana, bana beni anlattırmayın, bana sustuğum şeylerden bahsettirmeyin olum bana özür dilemekten alttan almaktan bahsetmeyin abi, bana o cümlelerin arasında kaybolmaktan bahsetmeyin. bazen neler verdiğime ben bile hayret ediyorum, olum ben hayatımı veriyorum lan birine. hiç bu kadar kaybettiniz mi kendinizi, hiç bu kadar teslim oldunuz mu. ilk defa oluyor, değsin lan buna.

olum bırakın la beni. sikilmedik bir kulak arkamız kaldı onu da siktireyim, kaybedeyim kişiliğimi, bunu ben istemiyorum bunu hayat söylüyor olum bana. adam dediğin, adam gibi durur. modernleşme ve medeniyat adı altında pezevenkleşmeye gerek yoktur.

beni böyle sevin lan. beni böyle bir kişi sevsin ama sevsin olum. bana oralet ısmarlayın, zaman kaybetmeyin lan boş laflarla. sanki gerçekten hayattan darbe yemiş gibi yapmayın. konuşun olum sadece adam gibi durun adam gibi ama konuşun lan. hatanız varsa geride adım atın, ama şunu unutmayın en aptallar bile aşağılanmak için yaşamazlar. aşağılama iç güdünüzü de alın gidin varsa.




bir son alıntıyla bitiriyorum:
"Şimdi sadece geceleri yapayalnız ve yalınayak anlayabildiğim şeyler var."






20 Ekim 2014 Pazartesi

sadece teslim ol

okyanusa bakan bir kenarda en yukarı bakmak, orada kaybolup düşler sahnelemek seni görünce. bir aralıktan bakıyorum her kareye, bir fotoğraf makinasının alabildiğine uzanan kısmından kısıyorum diyaframını. kıstıkça ufak bir ışık ufak ama büyük bir hayat  kalıyor , o kısılmalardan geriye kalan benim -gezegenim-.

en şen kahkahaların diyaframını kısıyorum, bir tek sese yer veriyorum seninkine yakın olana. küçük çantalara eşyalarımızı koyuyoruz, ordan oraya sürüklüyoruz kendimizi. hepsini çekiyorum, her anı yakıyorum filme. maceralarımızın geçtiği noktaları tek tek sabitliyorum, sen kitap okumaya her başladığında kervan kervan gezdiğimiz yerler de anıların uyanıyor. 

uzandığın her sahilde her kumaş parçasına kokun uzanıyor. yüz mil ötedeyken bıraktığın yerden devam ediyorum. uzun bir maceranın kısa bir arasında fotoğraf makinasının filmleri hiç yorulmamışçasına bekliyor bir köşede seni. parçası kaybolmuş, sahili olmayan bir okyanus gibi bir makina parçası o saatten sonra. zamanı bekliyor.
hissetmeye çalışıyorum 
sıcaktı dokunduğu noktalar
öptüğüm her yeri sıcaktı 
kapkaranlık odalarda
bambaşka yerlerde
eşit aralıklarla avunuyordu zaman. 
bir odaya kapanmış gibiydim, 
anılar köşelere dağılmış 
diğer hikayelerini bekliyordu. 

ben zaman zaman bir köşeye dalmış 
halisilasyonlar görüyordum, 
hiç yok olmayan bir koku
hakim kılıyordu odayı. 

efsanelerle dolu bir hikaye gibi yaşamak istiyorduk,
tüm renklere ve tüm o kahramanlara dokunur gibi
tüm o hikaye ve filmleri
yaşamak.
gezip dolaştığımız tüm sokaklarda
geceleri ışıklar yanmalıydı rengarenk,
minik masal kahramanları
sokak aralarında bizi anlatırdı,
hiç durmamalıydık
belki yorulurduk,
buna değerdi. 

kollarını sar 
vücudunu, teslim et
diğer geceler ve gündüzler gibi
sanki bir denizin sahili sarması gibi
sadece teslim ol.


















3 Ekim 2014 Cuma

ekarte etme çabaları

her şeyi bir düzene otutturmaya olan çabamızla yıpranıp gidecek miyiz. ya da ne bilim tanrısallaştırdığımız şeyler bizi bir gün yok olmaya mı yoksa yaşamaya mı itecek bilmiyorum. sanırım olağan çabamızla hayatımızda ki her bir şeyin hastalıklı doğamıza bulaşıp bize verdiklerinden güzel bir şeyler çıkarma umuduyla devam ederiz.

bazenleri sıradan bir sabah işte,
tekrar aynı şekilde uyanmış olmanın verdiği memnuniyetsizliği ekarte etme çabaları...
sabah güneşinin vurduğu, büyük bir pencerenin ardında büyük ahşap bir yatak ve çevresinde kitaplar dizili bir şekilde düşlerim bazı sabahları.
bazen böyle bir hikayenin sadece figürü olabilirsin.
ne zaman böyle bir hikayenin asıl rollerini paylaşabiliriz bilemem.
peki ne zaman olur da aynı şehrin karanlığında aynı sokak lambasının altında aynı hayellere içerken buluruz birilerini.

güzel şeyler bu mevsimde dökülüyor, bir yerlerde insanlar bu mevsimde denize girmek istiyor ama başaramıyor. bir yerlerde insan gibi yaşamak isteyenler vahşi bir hayvan gibi görünüyor. resimlerde ki mutluğu her an canlı tutmaya çabalayan insanlara iyi göründüğünü söylemeye çabalayanlar ve diğerleri.

sıcaklığı düşünüyorum, yatakta ki sıcaklığı.
bir şarap düşünüyorum. bir kaç kadeh dolusu şarap.
işte bu biraz mutluluk mu?
mutluluk, mutsuzluklarımızı bir süre unutmamızı sağlayan anların bir adı mıdır.
bulutlar isteklerimize göre çarpışabilirler mi peki,
henüz bir kanıt yok bu konuda.

kımıldama sakın
tam boynunda hayaller yaşıyor,
tüm hayalleri bir bir öpüyorum.

kımıldama dur
yüzünde çok farklı bir tebessüm var,
bir şeyler fısıldamak istiyorum
'seni seviyorum'
çok acemi kalıyor.

saçmalama sakın,
dur uzaklaşma ordan
tam yüzümü yasladım.
şekillendi tüm bedenim üzerinde,
dur sarsma
düşmesin ifadelerim
dünyadan

......