22 Temmuz 2014 Salı

Ölümün kıyısında

daha küçük bir çocuk kadarken, soruların ardı arkası kesilmezdi. sorular yalnızca cevaplarını duyma isteğiyle var olurlar. küçük bir çocuk kadarken cevaplardan korkmuyorsunuz. sonuçları hayal etmiyor, üzerlerine kafa yormak nedir bilmiyorsunuz.

boy 30 cm den 170 e vardığında, her soru beraberinde cevabının yükümlülüğünü taşır. korku bir anlam kazanıyor ve içtiğin sigara içtiğin alkol içtiğin ne varsa bir anlam kazanıyor. verdiğin cevaplar kaçtığın sorular ve cevapları duyma isteğin, içindeki korku ve güç arasında bir cevap buluyor.

cevapları duymak istiyor muyum? bilmiyorum.
sormam gereken soruları sormamak için kafamı doldurup
başıma bir silah dayıyorum.
tetiği çekme opsiyonuna sifonu çekip
kafamı yastığın ucuna dayıyorum.
sorular geçiyor kafamın her film karesinden,
cevaplarını hayallerle harmanlıyorum.
kendi adıma ne istiyorsam
bir başkasının isteklerinin ardından gelmeye devam ediyor.
kendimi korumuyorum gibi geliyor bir süre,
paketten bir sigara çıkarıp
o gün için yakıyorum gecenin karanlığında.
günün en iyi anı
çakmağın ateşlendiği saniyeyle birleşip
kan hücrelerime ölü bir fayda sağlıyor.
eskimiş bir albüm parçasını andıran
kadının sesinden bir şarkı çalıyor radyoda.
pakete uzanıyor elim
bir sigarada onun için yakıyorum,
kadın! sigaramı ateşleyen bir ses tonuyla
sözleri mırıldanıyor.

gece geç saatler.
sorular her yerde,
sorular aklının en derin yerinde
istek ve arzuların derinde bir yerde
hayallerinin tam yanında
her şeye çok yakınız
bir sigaranın başıyla bitişi arasındaki
kısa mesafeler kadar yakınız belkide.
şansımız belki bir o  kadar uzakta
arzu ve şefhet dolu hırslarımız uzakta belkide
her şey bir o kadar yakın
bir o kadar uzakta.

ölüm bir kıyıda,
ölüm ve yaşam arasındaki boşlukta
bir paket dolusu cevap.

peki biz,
o soruları
cevapları duyma isteğiyle
soracak kadar adam olduk mu..

19 Temmuz 2014 Cumartesi

kafamın içinde bir bozuk para dükkanı

bir hikaye yazacağım ne kadar sürer ne kadar yazarım bilmiyorum  20 temmuz 2014
1. Bölüm.

başım çatlamak üzereydi. henüz 24 yaşında birine göre başım gerçekten büyük beladaydı. ağrı katlanılmaz bir hal almakla kalmıyor beynimi ve düşüncelerimi esir altına alıyordu. iş diye adlandırılan bir duraktan geliyordum. gömleğin son raddesine kadar iliklenmiş, ayakkabı bağcıklarım ayaklarımı patlatmak istercesine düğümlenmişti. kravatım bir fiyaskoydu çıkarıp boynuma attım. ne gerek vardı hiçbirine bilmiyorum.

garip bir uyuşukluk hissiyle yürüyordum eve. babamı gördüm seslendi, duymamış gibi ilerledim merdivenlerden yukarı doğru. işi bırakmıştım.

annem yanıma geldi. kendim hakkında bir şeyler sordu. pek cevaplama taraftarı olmadım. annenim ben senin dedi. iş hakkında bir şeyin kalmadığını bıraktığımdan bahsettim. sonrasında çok fazla gürültü koptu. başım çatlıyordu. istemiyordum bugün ki geleceğimi. sanki avucumun içine para gibi sokuşturulmuştu geleceğim. bu kadar zavallı değildik, her zaman böyle hissetmekten kaçtığımızı hatırlıyorum.

hayatta kesin bir şeyler varsa,  eğer siz seçimler yapmazsanız birileri sizin yerinize avucunuzun içine para koyar gibi o geleceği sıkıştırıyordu

dışarı çıktım. geceydi henüz. bir bara doğru yol aldım. tanıdığım bir kaç adam bu esrarengiz müziklerin çaldığı nostaljik diyarda ara ara bana sataşır aklımı oyalardı. içtim, çok içtim. ta ki kırmızı etekli hatunu görene kadar. başımı kaldırıp yüzüne bakmak istedim. sadece eteklerini görebildim. gülüyordu sadece. kahkahalar atıyordu. başımı kaldıramıyordum kırmızı eteği vardı. kırmızıydı.

neyse her gün içersen eğer, çatlaklar seni ziyaret eder. bazen ziyaret ediyorlardı bazen ben bir çatlaktım. yazı yazmaya çalışıyordum daktilo başında. deniyordum iyiydim de peki ya editörler beğenmezse peki ya editörler aptalsa?




arkadaşıma geçtim. kafam iyiydi ama başımın çatlayacağına hiç şüphe yoktu. yanında bir kız vardı. onlarda yeterince iyiydi. götümm diye seslenirdim ona. vurmaya başladı. rahat durmasını söyledim gidip bir iki bira daha getirecektim. bir daha vurdu götüm. gülüyordu. genelde bende gülerdim.


bağırdım ona üzerimde sarkan garip bir çük gibisin!
güldü aşağılık herif.


başım çok ağrıyor.
kafamın yerinde olup
olmadığı hakkında
derin şüphelerim var....


8 Temmuz 2014 Salı

6 Metre karelik odanın penceresi

güzel ve kötü arasında
uyumsuz bir zamanda
yürüyorum.

hayatta anlık kararların
yeterli mutluluğu sağlayabileceğine
dair bir şeyler vardı aklımda.
ama sonuç olarak
herkes bir kararın esiri olduğundan,
artık böyle bir şeye inanmak için
o gün gerçekten sarhoş olmanız gerekiyor.

biraz nostaljik
biraz garip bir ev
lazım bana.
hepimize belki bir tane lazımdır
bundan.

mutsuz olsam anlamazsınız,
mutluluk sade bir gülümsemenin
ardında saklı kalabilen türden bir şey, istendiğinde öyle.

yalnız kaldığımda bir an
mutlu olduğuma dair bir şeyler hissediyorum.
yalnız kaldığımda
kendim hakkında çok fazla şey düşünüyorum.
yalnız kaldığımda
benim 6 metrekarelik alanımdan geriye kalan her şeyi düşünüyorum.
insan yalnız kaldığında
düşünmek ve görmek istediği her şeyi
ayan beyan hayal edebiliyor.

bir balıkta
eski nostaljik bir televizyonun
göt kadar alanında
yalnız kaldığında
ancak odanı süsleyebilir.
bir balık ancak o zaman
derin dipleri
düşünebilir.

bazen,
o kadar da yalnız değilim artık.
düşünmek için
tepki vermek için
koşmak için
yeterince yalnız değilim.

belki de bu benim
küçük sapkın anlamsız mazeretim.

bazen tanıdığın tüm yüzlere yakınken
bir o kadar uzak kaldığının farkına varıyorsun.

bazen her şeyden sıkılıyorsun da
kendine bile itiraf etme lüksün olmuyor.

bazen farklı bir rast gelme anı bile
günü değiştirir.
bazen eski bir dostun kahkahası bile yeterli olur.
bazen akvaryuma konan diğer bir balık
tüm sıradanlığı bir anlığına değiştirebilir.
'komşunun bahçesinde ki çimler de bu yüzden daha yeşil gelir ya'
mesafeler özlemek için
hayallerinden uzak kalmak özlemek için
yapamadıkların özlemek içindir
içemediğin bira
yarım kalan tost
biten bir maç
sahip olamadığın
o garip ev hayali..

hayat akışını sürdürür,
belki alışkanlıktandır
hareketlerim kısıtlanmış gibi gelir bana.

yolda duran tek başına benimdir aslında.
ne sağa koşarım
ne sola.
6 metre karelik
odanın penceresinden
dışarıya bakarken
hayatında
bir devrim ararsın.