28 Eylül 2014 Pazar

karşımdaki manzara

odamın duvarlarına zincirlenmiş, müzik setinden gelen müziğin keyfine bırakmıştım kendimi. güzel şeyler düşünmeye itiyor beni.

haksız olmanın, karşıdakini haksız yapmadığı bir yaşta sürükleniyor zamanım.

bir gün gece vakti sen üstün
o üstün
veya diğerleri,
bazen bir taraf üstünken
diğeri ölüme mahkum edilir.
varsın biz hiç
mahkum olmayalım.
hep özgür kalan
özgürlüğü paylaşan tiplerden
olalım.

bir ara zamandan başka harcayacak bir şeyim yoktu sanki,
öylesine eğlendim öylesine özgür kaldım.

bazen paylaştığını hissettiğinde,
çok daha özgür kalabiliyorsun.

bazı şeyler sadece yılı yaşıyor,
ben, ben yılı yaşamaktan sıkıldım.
korkular olsa da,
geleceği kurmak
geleceği yaşayacağına
inanmak daha gururlu geliyor şimdilerde.

...

bir zamanlar yeterince mükemmel değildi,
bir yolun yamacında başı boş gibiydim.

sonra güzel bir kahvaltıda
karşımdaki manzarayı içtim bir sabah,
o kadar güzeldi
rahatlatıcı ve huzurlu.

bir zamanlar mükemmel değildim,
hiç birimiz mükemmel değildik.

ben,
değişmeyen tarafımla,
bana kattıkları arasındayım şimdi.

ben,
elimi uzattığımda
tuttuğun
tarafım.









25 Eylül 2014 Perşembe

Guns and roses

bu sefer size ne anlatıcam bilmiyorum.

bir an bir kosusturmacanın arasındaydım. bir an büyük bir çoskunun arasından sokak aralarına sıyrılırken buldum. küçük bir aradan geçerken balkon kapısı aralanmış içerden guns and roses dan knocking on heavens door seslerini dinlerken buldum. akustik gitariyla calıp söylüyordu.

serin bir rüzgar ve dayandığım bir duvardan sigara yakarak dinledim onu. biraz alkollüydüm, cok hoş geliyordu. bugün benim için en keyifli bir andı kendisi. belki uzun bir zamanda bu kadar hoş bile hissetmemiştim.

kendimi dinlemeyi bıraktım bir süre bugünlerde. beni dinleyen birilerinin olduğunu hep düşünüyordum. sadece gerçekten anlayan birileri.

suratıma bakarsanız mutlu bir insanım. zaman çok değerli, tadını çıkarmaya falan calısmıyorum zaten arkadaslarım bunu benim adıma da başarıyor.. bir daha gelmeyecek ve bir daha yasanmayacak anlar. sizde öyle yapın, ben basaramıyorum yarım belki yamalak.

tüm olay sadece keyif almakta değil, paylasmak. ben biraz yarım paylasıyorum her şeyi. her şeyin tadı yarısında kalıyor, hay aksi. siz tamamen tadını cıkarın.

ben,
ben eve gelip müzik setini acıyorum.
kendime ayırdığım eski parçalardan dinliyorum biraz.
belki bom boş her taraf,
yetiyor işte bi şekilde, yetsin.
sigara yakıyorum yetsin,
sessizlik var yetsin
müzik var
ben varım.




19 Eylül 2014 Cuma

bir adam, lacivert ceket

gökyüzü yine beton, hava soğuk,
bir adam lacivert ceket. yürüyor, adımları birbirinin refleksi. rasgele bir durakta rasgele bir otobüse binmek, kaybolmanın paylaşımıydı onun adına. bir kaç ay sonrası ve öncesi arasında bir zaman da yaşıyordu.

kendini kendi yapan, neysem oyum dediği fikirleri vardı. tartışmaktan kaçmadı hiç bir zaman, anlaşılamamaktan korkuyordu. öyle ki korkularını yutardı, nefessiz kaldığını görürdüm bazen. uzun süre koşmak gibiydi zamanı.

'merhaba, ben duyulmayan adam.'
derdi bakışları.

olduğun ana yapışıp kalıyor ayaklarının altı. duyuyor ve hissediyor musun diyordu, her gece aynı kadına, aynı barda aynı yerde aynı mesafede. dudakları değmiyordu, sadece bir şeyler fısıldıyordu -'İrlanda kızılı kıvırcık saçlı bir kızım olsun istiyorum.'-... hoşuna gidecek türden, saçma da olsa dinlerlerdi onu.

anlatman
söylemem gereken ne varsa yasaklandı dedi bir gün aynı yerde.
anlamak ve anlaşılmak üzerine yudumladık o gün biraları.
anlaşılmayı bu kadar istemek için,
bunu gerçekten hak etmiş olman şarttı.
biri tarafından sana bahşedilmeliydi,
anlıyordum.

hakkında şiirler yazılabilecek bir kahvaltı
hayal ediyorum dedi,
devamını duymamıştım.

akşam ona eşlik ettim,
bir dost olarak severdi beni.

eve vardığında
banyoda ki aynanın karşısında konuşuyordu
kimsin lan sen?
kimsin olum sen?
uğraşayım mı senle?
ha?
dedi ve ışığı kapattı.

bak dedi,
'huzur ayak sallamakta'
ayaklarını sallıyordu
gözleri dalgın biraz çakırkeyif.

'arayışlarımızı sonuçsuz kılan o şey
huzursuzluğumuza olan anlamsız
takıntımız olabilir mi?'  dedim.

biraz durup,
'neden olmasın'. diye baktı.

bir yerde yazmayı unuttuğumuz cümleler
bir yerlerde koltuk aralarına tıkıştırılmış düşüncelerimiz var.
ve hepsi sadece bizimleyken her zaman anlamsızlar.

düşünce ve hisler
kalıplaşmış taşlar parçaları olmadılar
onlar bir yerlerde anlaşılmayı beklediler

son cümlesi buydu.
uyuduğunu görüyorum.

iyi geceler
dostum.

iyi
geceler.




17 Eylül 2014 Çarşamba

Bizler -hayatın garip birer fahişesi

olgunlaşmak, 
daha hayal kurarken
o hayalin bir hayal olarak 
kalabileceğinin farkında olmaktan 
geçiyor. 

bazıları
farklı şeyler denerler, 
önemli kararlar alırken 
yazı-tura atmak gibi 
saçma gelenekleri vardır. 

kimine saçma gelen 
kimin de mantığın uç noktasına 
oynayabilir. 

bazılarına göre süzme 
gerizekalılık denen kavram 
aynı bokun 
sayısız tekrarından 
meydana gelir,
daha fazlası değildir.

kimi zaman 
karanlık bir köşede oturmuş, 
varoluşunun gereksizliğine inanmış ve
bir şişe bomonti açarak 
buna şişe kaldıran adamlar da görebilirsiniz. 
var oluşu gerekli kılmak 
mantıklı kılabilmek 
her insanın ayrı birer felsefesidir.

peki 
özgüven?
başarısızlığın verdiği alışkanlıktan doğan 
umursamazlığın 
dışarıdan görünü mü 
olabilir mi? 
neden olmasın ki.

tanrısını haklı çıkarmak için
debelenen kullar. 

yalanlar arasında, 
yalanlarına inanmayı başarmış adamlar.

inançlarını diğerleri için feda eden
kahramanlar.

korkularını anca rüyalarında dans ettirmekle yetinen 
penis kafalı insanlar.

isteklerinin belirsizlikleriyle kaybolmuş 
zamanı tüketen 
farkında olsalar da 
olmasalar da tükenenler. 

hayat denen çamaşır makinesinde 
çorabın diğer tekini 
daima arayacaklar,
bizler hayatın garip birer fahişesi
çoraplarımızın diğer teklerini arıyoruz. 










15 Eylül 2014 Pazartesi

bazen sessiz

hepimizin güçsüz bir yanı var.

bazılarını anlamak daha kolay bu konuda, bir yüz bir ses veya bir tek kelime yeterli.  bir yerden sonra anlaşılmayınca bende anlamıyorum diyemiyorsun hayata karşı. mantık değil bahsettiğim sadece biraz düşünmek

güçsüzlüğünüz egonuzu yükseltmesin. yada gücünüzle zar atmayın.

bu gece eve yalnız yürüyorum,
biraz esintili bir hava.
kapıya kadar geliyorum

anahtarı çevirip zoraki bir adım attım,
metroda yerde oturuyordum bugün
sokaktalar da oturmak istedim
bütün gece
boş sokaklar tamamen benimdi.

bir ışık sızıntısı var odamın içinde,
hemen dışarıdan içeriye doğru bakıyor.
bir ateş var aydınlatılmış tavan köşelerinde
kader veya gelecek olan
daha iyi olan bir şeye işaret mi dersin,
bilmiyorum.

yanlış bir tembellik tarafından çekiliyorum,
beni koşmaya hiç durmamaya zorlayan garip bir tembellik.
tırmanmaktan hoşlanacağınız bir dağ gibi
ama nereden başlasam bilemiyorum.

bazen merak ediyorum,
aklımı bu kadar kurcalanmaya iten bir büyü mü var.

başım da dinmesini beklediğim
bir ağrıyla yatıp
bekliyorum sabahı,

yorgunum.
uzun bir yolculukta ki
en uzunu yaşayan yolcu kadar.

cevaplar doğruları tatmin etme büyüsüyle var olurlar
bazen çok sessiz burası,
sessizlikle dolu bir deniz altıyla
su yüzüne çıkabilir misin.

bildiğim bir şey var,
hayat şarkılar söyler
hisleri vardır,
seni dener.
bir zamanı vardır her şeyin
ve yaşadığını hissedersin.

dürüst ve doğru ufak cümleler
yaşadığını hissettiğin o ana taşırlar seni..

yorgunum şimdi
diyeceğim bu yazının noktası burası.







7 Eylül 2014 Pazar

uzun bir sokağın uzak köşesi

bazı şeyler hissedilmeyi talep eder. bazı sözler söylenmeyi, bazı anlar tükenmemeyi talep eder. nedenini net olarak bilmiyorum ama aklıma takılan bir soru var. insan nasıl olur da yaşanmakta olan anı kendine bu kadar uzak hissedebilir? ölseydim eğer böyle mi hissederdim.

uzun bir sokağın uzak köşesi gibiyim, kendime uğramakta güçlük çekiyorum. çevrenizdeki insanların konuşmalarını duyuyor ama onları dinlemiyorsunuz. hiç durmadan gelecek ve yaşanan üzerinde dakikada milyonlarca düşünce kurup anı kaçırdığınızı düşünün. zamanı hiç bu kadar ıskaladınız mı?


bir yerlere oldukça uzaktayım. insan en çok kaybolmaktan korkar diye bir teorim var. her şeyden ve hayatınızın merkezi olarak seçtiğiniz değerli şeylerden uzaktayken, gerçekleşebilecek bir teorim.

ne kadar yaklaşmak, ne kadar hissetmek isteseniz de somut tarafı kendinizden uzaktayken gerçekleşen bir teori.

hayallerinize, dokunabileceğiniz ve hissedebileceğiniz güzel anlara sadece bir zaman dilimi uzaktasınızdır. zaman sizin adınıza o anların -geleceğini- hapseder. sadece hayal eder, beklersiniz. kafanızı oyalayacak bir şeyler talep edersiniz. uzun bir oyalayıcı talep etseniz iyi olur, kendi adınıza.

güzel şeyler düşünün, olabilecek güzel şeyler. yaşanabilecek güzel şeyler.
beklenebilecek şeyler düşünün.
hayal edebileceğiniz türden
sizi sarabilecek şeyler düşünün.
büyük ve uzun pencereleri olan bir ev hayal edin
sevdiğiniz renkleri içine hapsedin
sevdiğiniz birini içine koyun
sarılın şimdi,
o uzun pencereden dışarıya bakın
kendinizi bırakın
biraz uyuyun..