28 Nisan 2013 Pazar

Belki meraktan, sonunu okur. Ve ölürüz


Tutunmak ister gibi...
Tutunamazken bir tene parmak uçlarınla
Ya da nefes alamazsa yanında
Gözleri kıskançlıktan bakamazken başka bir bedene
Ulaşamazken ona
Garip bir hayale mal olursa bir hayat
Göz yaşları akarsa içkisinden
Bir gece asla bitmez…

Bir balıkçının tuttuğu balıklarsa hayat
Balıklar mutsuzsa koparıldığına
Bir çocuk balonlar arasında mutsuzsa eğer
Bir adam hatalarına sadece içerse
Bir kadın ağlarsa bir köşede
Sunarsa bedenini tanımadığı bir vücuda istemeden
Bir kızıl dereli sözlerini boşa sarfaderse
Yenildiği hayata teslim olursa bir beden
Yalnızlığın kucağın da ölümü bekleyenlerin bir durağı varsa,
Ve biz bu durak da yalnız değilsek
Tanrı bizimle dalga geçiyor olmalı…

Ellerini kavuşturmuş zor bir adam şiir yazmaya kalkışırsa…
Küçük bir kadın ağlarsa büyük adamına
Hayaller de yalnızlaşırsa küçük bir sokakta
Bir fahişe de kalırsa yalnız
Yalnızlık utanır...
Belki biraz yağmur yağar hayatın onursuzluğana
Tanrı da işin içine kendini atar, o da katarsa bu yağmura birkaç damla
Umudun kucağında ölü bakışlar kalırsa sadece
İçeriz bizde hayatın onursuzluğuna...

Zor adam dağıtamazsa kafasını düşüncelerden,
Ağlarsa tekrar uzaktaki kadın
Kimse el ele tutuşmazsa
İki aşık öpüşemezse bir daha
Bakamazsak özgür bakışlarımıza bir daha asla
Dokunamazsak bir daha bir tene
Malum olur düşünceler tekrar kağıda,
Yazılanlar artık silgilerle yazılıp kalemlerle silinirse eğer,
Güzel bir günde bile nefesi daralır şairin…

Biraz umut olur, biraz ihtiras
Biraz fahişe olur, biraz ağlayan bir kadın
Biraz ağlayan zor bir adam olur, biraz balık…
Bana biraz ufak köşenizden bahsedin. Koca dünyadan ufak bir köşe.
Gerisini beraber halledelim.
Biraz limon sıkarız.

Yarın ölecekmiş gibi bükülmüş bir kitabın içinde,
Belki sayfaları atlayıp, devam eder
Belki meraktan,
Sonunu okur
Ve ölürüz...

22 Nisan 2013 Pazartesi

Yaprak dolması gibi hissediyorum bazenleri. öylece sarılıp sarmalanıp tutsak edilmiş tüm pirinçlerim.


Sen benim yerimde olsan sana ne derdin şimdi? aptal der miydin? derdin. ya da ne bileyim öküz felan. fazla kibar yazıyorum bak yine ne kadar melekim lan.

Bana odun de bak. ona bişey demem.

Ya da olayları iyice abartalım birazcık. '' senin ben karakterine sıçayım, ne yapmaya çalışıyorsun lan sen? gerizekalı mısın sen? kafayı mı yedin sen yoksam ki? kafanı tıraşlım de kel kal hemi! mal. bunları mı yaşamak istiyorsun? '' diye art arda sıralar mıydın ağzına ne geliyorsa?

Tamam ya ağzını bozardın belki. bir koyardım azının tam ortasına 'lop' azın bozulurdu çat diye. kendi dişlerini yuttururdun belkide kendine. bir düşünürdün belki o zaman.

Neyse be. hayatı yaşamak öyle sandığın gibi değil işte tatlışım. burada film felan çekmiyoruz. çekseydik bir çok gariplik olabilirdi, gel gör ki çekmiyoruz. çekseydik sen burnun havada viskini içiyor, bir kaç arkadaşınla poker oynayıp, ateşi körüklemek için bir kaç yüzlük atabilir ya da en yakın dostumla bir köşede kırıştırıyor olabilirdin. biraz sevişir viskilerinizden yudum alırdınız biraz daha. ben aptalı oynardım sen beni aptal sanırdın. oysa ben gerizekalıydım. ne senaryo. elime sağlık.

Ya da sivri kunduralı, siyah takım elbiseli, sakalları biraz uzun, hafif sarhoş ifadeli adamlar bir köşede esrarlarından birer yudum alırken götünü izlerlerdiler. dedim ya film felan çekmiyoruz tatlışım. çeksek aslında çok başka olurdu.

Şaftım biraz kaydı. arabamın cilası da baya kötü durumda. yapraklarım dökülüyor belli etmiyorum. yo hayır mevsimden felan değil. tüm bilge adamlara sordum araştırdım, bir kitabın yaprakları bahar geldi diye asla dökülmezmiş. terliyken çok su içiyormuşum bilge adamlar üşüteceksin diyorlar. haklılar sanırım. annem de yanılıyor olamaz zaten.

Hayat denen şey öyle bir etki bırakmalı bence; silgilerle yazılar yazıp kalemlerle silmeli bazı şeyleri. nedenleri bulup da mı sonuca gitmeli, sonuca varınca mı nedenleri görebilmeli. bilmiyorum. ne kadar karışık yapmışlar bu oyunu.

İnsanlar bazen benim deli felan olduğumu düşünüyordur. düşünmüyorlarsa zaten delidirler. aklımı meşgul edebilir misin peki? sadece öpüşelim mesela. şaka yap ben off çekeyim ya da kahkaha at ve ben ağlayım. evet evet. sonra yine sevişiriz.

Yaprak dolması gibi hissediyorum bazenleri. öylece sarılıp sarmalanıp tutsak edilmiş tüm pirinçlerim. arada bir hayatıma limon sıkılmış gibi. suratım büzüşüyor. bir baş ucubu kitabı gibi kıvrılmış bir sayfam var, bekliyorum okusun diye; unutuluyorum. yarın ölücekmiş gibi mutlu davranıyorum olmasam bile, son paramıda harcıyorum. bir maske takıyorum, hep mutlu sanılıp yormamak adına. günün sonunda buzdolabının yumurtalık bölümüne konan yarım limona iyi geceler diyip yatıyorum.

Biliyorum çok tatlıyım.
Şimdi kapatmam gerekiyor.
Peki. Dur bir dk!
Neyse, iyi geceler.
öptmkibby…

14 Nisan 2013 Pazar

Nasihat değil, sadece biraz anlatı ve az biraz tavsiye..



Yarın pazartesi ve daha şimdiden okuldan şikayetçi olanlarda illaki var, sınav haftasına girmemizle beraber bu durum daha da katlanıyor tabi ki. Bunları düşünürken aklıma bir çok şey geldi, o yüzden bir şeyler yazmak zorunda hissettim kendimi, ders çalışmaya kısa bir ara verip sizlere bir şeyler anlatmak istiyorum, dinleyip dinlememek sizin elinizde. Aslında konu okul felan da değil, gelecek moruk. Arada bir aklıma geliyor, şimdi de bir anda bir şeyler karalayayım dedim. Nasihat değil, sadece biraz anlatı ve az biraz tavsiye..

Okul denen şeyi hiç sevmesem de okuduğunuz için çok şanslısınız. Her insan diğer bir insanın kazandıklarından ilham alarak ilerler. Hedefini öyle seçer. Bu biraz idolünü seçmek gibi. Ama bu kendi kişiliğini kendi hayatını yaratmakta sadece bir öncü olabilir en fazla. Ama çoğu insan kendini fark edemez ve bunu fark edebilecek olanaklar içinde de doğmaz. Anlayacağın sen şanslısın moruk..

Bazı insanlar okul denen iki sıra iki bilgi kümesi içinde aradığını bulamaz. Çünkü oraya becerilerinin ve yeteneklerinin değil, diğer insanların hayatlarından kopya çektiği için, bir şekilde istemese o noktaya gelmiştir. Ben liseyi öyle böyle geçirdim, bir çok şeye ilgim oldu, denedim sonra yine denedim. Başarısızlıklar beni asıl hedefime yaklaştırıyor bunu fark ettim, ortadaki tozu dağıttım, istediğim şeyleri görebilmemi sağladı. Yine de zorlanıyorum elbet; çünkü hayattan, gerçekten emin olup tam anlamıyla anladığım tek şey, olay dünyada geçiyor moruk…

Gel gelelim yazarlığa sardık, bu benim için ayrı önemi olan bir hedef. Bir gün insanlara ‘‘bir an -hatırlıyorum- diyeceksin’’ dedirebilmek…

Sonra Uludağ üniversitesinin yolunu işletmeyle tuttuk. Lisenin bitimine yakın,  bilgisayarla yeni tanıştım sanki. Yeniden tanıdım hayatı çok şey gördüm, burası ayrı bir boyut ayrı bir dünya, bir çok fırsatın kesiştiği bir yer. Sonrasında ulan burada potansiyel var ve  sokakları tüm dünya buradan idare ediliyor demeden edemedim.

Lisede yaşıtlarım oyun oynayıp porno sitelerinde gezerken ben bu oyunlar, bu siteler nasıl yapılıyor diye merak edip "internetin başında" araştırarak projelere sardım, yarışmalara dadandım. Bi baktım bir senede 10 bin tl kadar bir param olmuş. Abartısız fazlası da vardır. Şimdilerde daha net görüyorum. Ama şöyle söylim burnunuzun dibindeki şeyler yerine geleceği görmeniz gerekiyor. Bu da fikirler ve yaratıcılıkla ilgili. Aynı zamanda yeteneklerinize sahip çıkmanız ve cesaretinizi kaybetmemenizi sağlayacak dostlar ve aile, devamlılık için az biraz ilaç görevi görüyor..

Şimdilerde işler güçleri iyice görmeye başladım. Potansiyeli görüyorum ve bir şekilde kendimde güvendiğim şeyleri beraberimde sürüklicem. Ulan bu çocuk napıyor. Adam gibi okusa ya diyenler elbet çıkacak. Birazdan buna da değinicem.

Bilgisayar benim az biraz tutkum oldu. Küçüklüğümden beri evimde var bir boka yaradığını şimdilerde fark ediyorum, o kadar çok şey katıyorsun ki kendine sadece merakın olsun. Elimde pc bir başıma programlar öğrendim, araştırmalar yaptım, fikirler düşündüm, düşünceler tanıdım, öngörümü artırdım. Şimdi birkaç projeyle uğraşıyorum. Bunlar dışında aklımın bir köşesinde sırada bekleyenler var.

Diyeceğim odur ki, herhangi bir tutkunuz, örneğin öyle basit de olsa başta fotoğrafçılığa aşkınız, müziğe ilginiz varsa bunun peşinden gidin. Yürüyün abi.  Hayata "herhangi bir işte çalışıp çok para kazanmak" olarak bakmayın, sakın bakmayın hemde! "sevdiğiniz işte çalışıp ihtiyacınız kadar para kazanmak" olarak bakın. Belki sevdiğiniz iş size çok para kazandırmayacaktır, ama emin olun çok para kazandıran ve rahat edemediğiniz bir iştense hiç para kazandırmayan ama sevdiğiniz, huzur bulduğunuz bir işi yapmak çok daha güzel ve eğlenceli.

Şöyle düşünebilirsiniz; çok para lazım moruk bana diyelim, ne için lazım? Huzurlu bir hayat için lazım.

En basit tanımıyla bu. Sabahtan akşama kadar çalışmak yerine istediğim saatlerimi aileme, arkadaşlarıma, sevgilime ayırmak için lazım. Kedimle oynamaya fırsat bulabilmek için lazım. Ama bunlar için ben neden çok para kazandıracak ve huzursuz olacağım bir iş bulayım? Bana yetecek kadar kazandığım bir işte,  istediğim saatlerimi ailemle, arkadaşlarımla, sevgilimle geçirebileceğim bir işteyim diye bilmeliyim. Bence…

Söylenmesinden aslında hiç de hoşlanmadığınız şeyleri somut ve pozitif örneklerle vermeye çalıştım, umarım az biraz anlatabilmişimdir.

Geleceğinizi hazırlarken iyi düşünün. Kâr da sizin olacak, zarar da…


7 Nisan 2013 Pazar

gerçek bir -hiçkimse- olmak yerine, bir sahtelik içinde bile olsa "biri" olabilmek daha mı iyidir?



Düşünmekten alıkoyamadım kendimi; gerçek bir -hiçkimse- olmak yerine, bir sahtelik içinde bile olsa "biri" olabilmek daha mı iyidir? Yani birisin ama istediğin şeylerden uzakta. Kurulu düzenin içinde sıkıştırılmış olduğunu düşün. İsteklerine cevap buluyorsun ama resmin en büyük parçasına ulaşamıyorsun. Çünkü sana hayallerin yerine elinde olan şeylerle yetinmen gerektiği lanse edilmiş.


İnsanlar yaşıyor, ve kendileri için bir şeyler peşinde.. Ama insanlar diğer insanların özelliklede kendilerine bağlı olmadan yaşayan ve yaşamaya çalışan herkesin ölmesini istercesine bakıyorlardı sanki; öyle bir gülümsemeleri, öylesine de garip bakışları vardı.. Bi an ölmek istedim bu durumdan uzak kalmak için. Yada kaçmak. Alın dünyanızı götünüze sokun der gibi kaçmak..

''Kimse İncilleri yazmamış olsa İsayı bugün kim hatırlardı?'' diye düşün bi..  o kitaplar yazılmamış olsa düşünceler kalıcı olabilir miydi acaba.. hatıralar ve diğer her şeyin ardındaki yüzler uçar giderdi sanıyorum. Anlatmak istediğim kendi düşüncelerin ve fikirlerinin eylemini yaşayıp tatmadığın sürece, hayatta gerçekten yaşadığını ve bir şeyler üzerinde iz bırakabilir misin.. ya da başka bir soru, iz bırakmak ve yaşadığını iliklerine kadar kendine hissettirmek istemez mi insan?

Hayatta tüm yaptıkların bir sonsuzluk boyu yankılanır.. hayatın içinde toplumun ortak bir amacı vardır; ama bireylerin amacı her zaman bir şaibe içinde. hayatın içinde en iyi yazar ''zaman'' sanki, bekliyor.. bekliyor.. ve yine en sağlam sonu o yazıyor. Çünkü insanlar korkak ve güçsüz olmaya inançları fazla. Güvenleri az, umutlarıysa asla sarsılmaz. Ama umut boşa beklenen bir zamandır bazen. Eylemler etkilidir. Ve yaşamak istediğin durumları tahrik eder ve seni başarıya götürür.

Aramızda kalsın kimseye söylemeyin ama galiba çok pis oyuna getiriliyor insanlar. Öyle mal mal durursanız hayatın karşısında,  masada öf-pöf otururken kendisini halayda bulan genç gibi kalırsınız ortada..