7 Eylül 2014 Pazar

uzun bir sokağın uzak köşesi

bazı şeyler hissedilmeyi talep eder. bazı sözler söylenmeyi, bazı anlar tükenmemeyi talep eder. nedenini net olarak bilmiyorum ama aklıma takılan bir soru var. insan nasıl olur da yaşanmakta olan anı kendine bu kadar uzak hissedebilir? ölseydim eğer böyle mi hissederdim.

uzun bir sokağın uzak köşesi gibiyim, kendime uğramakta güçlük çekiyorum. çevrenizdeki insanların konuşmalarını duyuyor ama onları dinlemiyorsunuz. hiç durmadan gelecek ve yaşanan üzerinde dakikada milyonlarca düşünce kurup anı kaçırdığınızı düşünün. zamanı hiç bu kadar ıskaladınız mı?


bir yerlere oldukça uzaktayım. insan en çok kaybolmaktan korkar diye bir teorim var. her şeyden ve hayatınızın merkezi olarak seçtiğiniz değerli şeylerden uzaktayken, gerçekleşebilecek bir teorim.

ne kadar yaklaşmak, ne kadar hissetmek isteseniz de somut tarafı kendinizden uzaktayken gerçekleşen bir teori.

hayallerinize, dokunabileceğiniz ve hissedebileceğiniz güzel anlara sadece bir zaman dilimi uzaktasınızdır. zaman sizin adınıza o anların -geleceğini- hapseder. sadece hayal eder, beklersiniz. kafanızı oyalayacak bir şeyler talep edersiniz. uzun bir oyalayıcı talep etseniz iyi olur, kendi adınıza.

güzel şeyler düşünün, olabilecek güzel şeyler. yaşanabilecek güzel şeyler.
beklenebilecek şeyler düşünün.
hayal edebileceğiniz türden
sizi sarabilecek şeyler düşünün.
büyük ve uzun pencereleri olan bir ev hayal edin
sevdiğiniz renkleri içine hapsedin
sevdiğiniz birini içine koyun
sarılın şimdi,
o uzun pencereden dışarıya bakın
kendinizi bırakın
biraz uyuyun..








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder