11 Temmuz 2013 Perşembe

Bazen orada kalmak istiyorsunda, sonra yine bi başına kalıyorsun...

Yolun yanlış tarafında bir çift ayak
bir gölge bir silüet sokak lambası altında,
daha fazlası değil bu adam.
halının altına serpiştirilen, itelenen bir toz gibi bir adam işte.

Karanlık ve soğuk sokaklar boyu adımlar
zihnini rahatsız eden işaretlere göz dikerek geçen adımlar.

Yolun sonu gibi bi yerde
eğer bir kadın varsa yine bu kadar arayış içinde
kim duyabilir bu adamın ağlayışını?
adamlar ağlamaz mı yoksa göz yaşı adam gibi akmak mı istemez?
sadece yaşlıca bir ahmak
güçlü alçak, ama bi o kadar alçağını arayan bi adam.

Kim ölmek üzere peki?
bu adamlar mı
yoksa adam gibi hatununu bırakanlar mı?
belki de hatunlardır ölmek üzere olan
en azından içimizde ölen hatunlar
gerçekten ölmeyi hakedenlerdir..
yolun yanlış kenarında durmak burdan başlar işte
adamlığın kıyısından geçmekte
o adamın hatunu olabilmekte yanlış yerde durup durmamaktan geçer.

Bi kadın gelir
omuzuna dayar başını
hayata adamının omuzlarının üstünden bakar bir de
sigarasını bir de öyle içer
rakısını bir de öyle vurur
buzunuda dudaklarına katar
şarabını da bakışlarında içer,
adam da kadın da o zaman sarhoş olurlar..

Ölüm yavaştır aşkın karşısında
her an ölümdür zaten
daha ciddi bişey de yoktur hani bakışlar arasında
bir dudak payı kadar mesafelerde
soluk soluğa karışmak ölüm kadar yakındır
tehlikelidir, sevişmekse bi o kadar heyecanlı...

Bir kadın ve adam üzerine bir hayat
ve başka kadınlar başka erkekler
öyküsü olmayanlar bufala çayırındaki rüzgara benzer
bi boka yaramazlar geceleri gibi gündüzleride.

Güneş bizim gibilere haram usta
arayıp duranlara haram.
sonuçta;
bazen büyüyorsun...
bazen büyüdüğünü zannediyorsun...
bazen bir şarkıyla geçmişe dönüyorsun...
bazen orada kalmak istiyorsunda  sonra yine bi başına kalıyorsun...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder