maviye
dolandığı gecelerden
sabahlara geçiyoruz.
yaşanmak için
anlatılan destanlarla
geçiyor ömür
denilen
bir gün
bir bakmışız
ölmüşüz;
bir bakmışız lekelenmiş
adamlığımız,
biralarımız gibi soğuk tenlerimizin
bir olduğu anlardaki
sıcaklığımız
sarsmış bu soğukluğu..
çareyi başkalarında ararken;
başkalarını çaresizliğimizde bulmuşuz!
biz
her cümlenin sonuna

ardından gelecek
açıklamalarda boğuluruz diye korkmuşuz.
bi ağaç gibi odunuz,
odun olmak yaraşmış bize.
onlardan değilsin sen;
gir içeri.
oynamazsın bu makinenin tuşlarıyla.
yine de bozarsın,
yalnızlığıma bağlıyken sımsıkı
aralanmış kapılardan
çıkıp bozmuşsun
yalnızlığımı.
sonra gecenin karanlığı akmış
içkilere, sigaraya
belki sonra maviye yer verir
sabahın ışıklarıyla
gökyüzüme diye..
sonsuz şarap akan musluklardan
sonsuz acıya
nasıl olduğunu bilmediğin
sonsuz bir ana
adımlarız...
zamana kıyak geçer de
anca ölürken yaşlanırsın.
sen baki'nin aşık olduğu kadından değil;
boğulduğu sudansın.
sen gir içeri!
sen onlardan değil;
sen benden değil;
sen kendinden geçen zamansın.
bulutlara mırıldanarak ilerliyorum
yağmurlar çarpa çarpa tonluyor
hayatın sesini.
saçından aşağı doğru süzülüyor
damla damla
yaşlarını saklıyorsun
giderken bardan
adım adım..
soğuk teninde
mum sıcaklığı dokunurken
kalabalığa aldırmadan sarıyor dudaklarını
kalabalıkta ki gürültülerin ardından çalan şarkı
eşlik ediyor kahkahalarına..
yağmur birikintileri arasında
ayak seslerini duyuyorum
uzaklaşıyoruz.
gecenin, siyahı tekrar içine çektiği bir anda
belki tekrar böyle bir an gelir diye
musluklara sarıyorum
adım adım..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder